Archive | tiyatro metni RSS feed for this section

Önce oyunumuzun metnini okumak ister misiniz?

29 Mar

Bu oyunu erkek kardeşim Hamza ile birlikte yazdık yine…Bi göz atın bakalım beğenecek misiniz? 🙂




KASA
 OYUN
TEK PERDE
TRAJİKOMİK

YAZAN: FİGEN METE
HAMZA GÖRGÜLÜ

YÖNETEN:
FİGEN METE

OYNAYANLAR:
YAVUZ: 25 Yaşlarında, kasa hırsızı
DENİZ: 20 li yaşlarda, fabrikatör Necati’ nin kızı
AMİR: 40 Yaşlarında sevimli bir tip
KOMİSER: 30 Yaşlarında
POLİS HAKKI: 30 Yaşlarında safça bir memur
MAZLUM: Nezarethanedeki suçlu 30 yaşlarında
PİRUPAK:- Kızın dadısı.Yaşlı bir kadın
KADIN POLİS: 30 yaşlarında
1.Kavgacı Kadın: 30 Yaşlarında
2.Kavgacı Kadın: 30 Yaşlarında
GAZETECİ ÇOCUK:- 10-12 yaşlarında
NECATİ:- Deniz’ in babası 50 yaşlarında fabrikatör
DENİZİN ANNESİ: 45 Yaşlarında hoş bir kadın
HAYDAR BEY: 50 Yaşlarında.Zengin ailenin komşusu
NALAN: 40 Yaşlarında.Haydar beyin karısı
HALİM BEY: 50 Yaşlarında
MELİHA: 40 Yaşlarında.Halim’ in karısı
ÇOCUKLAR: 2 Çocuk.9-10 yaşlarında
SAHNE 1
Karakol sahnesi..
Bir masa, daktilo, duvarda, parmağıyla SUS işareti yapan bir polis resmi asılı..Arka planda bir nezarethane, içinde de bir suçlu var.Önde masada oturan amir..Koltuklarda iki resmi giyimli polis memuru..Amir öfkeyle bağırır.
AMİR: – Hiç mi delil yok? Hani o bankanın güvenliği en üst düzeydeydi? ..Hani o kasa dinamitle bile açılmazdı?
KOMSER:- Amirim yine aynı yöntem. Hırsız, gece bekçilerini gafil avlayıp, arkadan sokulmuş, kafalarına sert bir cisimle vurarak bayıltmış.Ondan sonra da elini kolunu sallaya sallaya bankaya girmiş.
POLİS HAKKI:- Ve yine eşgal yok, tanık yok efendim.
AMİR:- Olay yeri inceme raporları, parmak izi, kıl tüy dna kalıntıları, kriminal raporlar, hiç mi bir şey yok?
KOMSER:- Yok amirim de o dedikleriniz ne ki?
AMİR:- Bilmem Allah söyletiyor herhalde)
KOMSER:- Valla amirim sadece dna yı duydum, o da 1954 senesindeydi. Sanger ve Maxam-Gilbert adında 2  kefere yememişler içmemişler  hücrenin içinde  zincir bulduk diye çıktılar ortaya,
POLİS HAKKI:-  He ya! Bir de seviniyorlar, sanki bokunda kaşıkçı elması bulmuş kuyumcu gibi
KOMSER:-  : (aşağılayıcı edayla)   Hiç yani
AMİR:-  Lan biz  üç yıldır  İstanbul’ da soymadık   ev, arsa, dükkan, mağaza, kuyumcu, menkul, gayrimenkul, bırakmayan, eşşek kadar  bir hırsızı bulamıyoruz,  adam hücrenin içindeki zinciri bulmaya çalışıyor
(Polisler gülerler)
AMİR:-( hiddetle ) Gülmeyin lan… Şunlara bak..Utanmadan sanki eşşoğlusunun hırsızını karşıma dikmişler gibi bir de gülüyorlar.. Gidin iyi bakın kamera kaydı mobese görüntüsü filan varmı diye…
KOMSER:- 1960 yılındayız amirim.O dedikleriniz daha icat edilmedi..
Parmaklıklar arkasındaki suçlu hırsız lafa girer:
MAZLUM:-Ayıp oluyor ama müdürüm, teessüf ederim valla, olmadı, koca müdüre yakışmadı.
AMİR:- Müdür değil amir diyeceksin.Hem sana ne oluyor  lan?
MAZLUM:- Hırsıza eşek kadar diyon, eşşoğlu diyon
KOMSER:- Sana ne be, tavuk hırsızı lavuk?
AMİR:- Ben onu  kaliteli hırsızlara dedim, üzülme sen senin gibi tavuk hırsızlarına ünvan vermiyoruz daha
MAZLUM:- Ama neticede ben de hırsızım.Alınıyorum yani.
AMİR: Hay senin hırsızlık onuruna.(Hakkı’ ya döner) Hakkı, insanlıktan çık oğlum.
POLİS HAKKI:- Başüstüne amirim.(Nezarete yaklaşır, oradaki Mazlum’ a yüksek sesle, ağız dolusu öyle bir bağırır ki, Mazlum korkar, bir köşeye siner.)
AMİR:- Tamam yeter bu kadar geyik..Şimdi beni dinleyin..Elimizde neler var?
KOMSER:- Amirim bütün bütün bildiğimiz, 25 yaşlarında uzun boylu ve siyah kar maskeli biri olduğu.
AMİR:- Hepsi bu mu?
KOMSER:- Budur amirim.
AMİR:- Ulan adamın üç yıldır soymadığı banka, açmadığı kasa kalmadı. Herif neredeyse elimizde büyüdü.Koskoca emniyet teşkilatını 3 senedir peşinde koşturuyor. Yazıklar olsun bizlere, yani sizlere be..
POLİS HAKKI:- Zor bir suçlu tipi amirim.İz bırakmıyor.Kasaları , sanki şifresini bilir gibi şakır şakır açıyor.
AMİR:- Aman ne güzel.Yakalamaktan ümidi kestiniz, şimdi de taktir mi ediyorsunuz adamın tekniğini? Oldu olacak aranızda para toplayın da bir plaket yaptırın bari.
POLİS HAKKI:- Özür dilerim amirim.Bakın size söz veriyoruz, bulacağız onu.
AMİR:- Ne zaman ulan ne zaman? Adam mültimilyarder oldu, artık bırakacak mesleği.Ülkenin sayılı zenginlerinden biri olarak gelip oturacak zenginler listesinin en tepesine.Yakalayamadığımız gibi bir de hep merak edeceğiz bu zenginlerden hangisiydi bizim kasa hırsızı diye.
KOMSER:- Hiç olmazsa eşgalini bilseydik, bir fotoğrafı olsaydı işimiz kolaylaşacaktı ama…
AMİR:- Bizim, güvenlik kamerasının, internetin icadını bekleyecek zamanımız yok.Elimizdeki imkanlar neyse hepsini seferber edin.O kasa hırsızı ya bulunacak, ya da bulunacak anlaşıldı mı?
POLİSLER BİR AĞIZDAN:- Başüstüne amirim.
AMİR:- Çıkın şimdi, odama bir dahaki gelişiniz o kasa hırsızıyla birlikte olsun.Çıkın dedim.
(Polisler çıkarlar.Telefon çalar, amir açar)
AMİR:- Evet, mahallenizin polis karakolu buyrun ben başkomiser Adnan.Ne? ..Torununuz yaramazlık mı yapıyor? …Onu mu korkutayım? ..Teyze manyak mısın sen? ..Biz öcü müyüz lan? ..Patlat iki tane, otursun kıçının üstüne..Allah Allah nelerle uğraşıyoruz ya.(Telefonu kapatır.Tekrar telefon çalar, amir açar)
AMİR:- Mahallenizin karakolu buyrun ben başkomiser Adnan.Çocuklar bahçenizdeki ağaca mı çıkmışlar? ..Bana ne kardeşim..Taş atın efendim taş atın..İllaki düşer piç kuruları..Töbe töbee.(Telefonu kapatır.Kapı vurulur..)
AMİR:- Giiirrr..
(Kadın polis, yanında iki kadınla girer.Kadınların saçı başı darmadağın,üstleri perişandır)
KADIN POLİS:- Amirim bu iki kadın kavga etmişler.(Kadınlar hala birbirine vurmaya çalışmaktadır)
1.KADIN:- Senin ağzını yırtarım sarı çıyan.
2.KADIN:- Bak hala konuşuyor kız ben seni gebertmez miyim?
AMİR:- Hoop hop kendinize gelin karakoldasınız.
1.KADIN:- Şikayetçiyim amirim, bu canavar ruhlu yelloz, Safinazıma kışt dedi, yumurtadan kesildi, depresyona girdi Safinaz.
AMİR- Safinaz kim hanım?
1.KADIN- Safinaz benim tavuğum müdürüm, gitti gitti safinazım gittiii
2.KADIN:- Asıl ben şikayetçiyim amirim. AHH ah bilmesiniz o ne hitler ruhludur ooo, zavallı Bobimm, micik Bobimm, bi bağırdı hoooşt diye o gün bu gündür sinek vızıltısından bile korkuyor yavrum
AMİR:- (1.komsere dönerek) Bobi kim hanım?
2. KADIN- Bu kadın sayesinde artık kedilerden bile korkan zavallı köpeğim
KADIN POLİS:- Amirim yani kısacası, biri  ötekinin köpeğine kışt, oda diğerinin köpeğine hoşt demiş
1 KADIN-Tavuk değil safinaz o
2.KADIN- Bobi efendim Bobi, benim Bobim (ağlamaklıdır.)
AMİR:- At aşağıdaki nezarete, ikisini de aynı yere koy, orda gebertsinler birbirlerini.
MAZLUM:-Burda yer var müdürüm buraya koysaydınız.
AMİR:- Sus lan.(Bayan polis, iki kadını ite kaka çıkartırken telefon çalar, amir açar.)
AMİR:- Mahallenizin  polis karakolu buyrun ben başkomiser Adnan.Sakin olun.Hakaret mi etti? Ne dedi? Vay pezevenk.Nasıl hakaret edermiş mesai arkadaşına hayvanoğluhayvan? Siz gelin şikayetçi olun, burada ifadenizi alalım.Merak etmeyin beyefendi, biz onu getiririz merkeze, ne ettiğimizi de gösteririz herkeze…..(Telefonu kapatır.Kapı çalınır)
AMİR:- Giiirr.(Kadın polis, elinde bir afişle girer, afişi amire gösterir)
KADIN POLİS:- Kasa hırsızı için arama emri ve afişler hazır amirim.Bunları bütün sokak ve caddelere asıyoruz.
AMİR:- Bakayım.(Afişin birini alır,seyircilere de gösterir.Afişte siyah kar maskeli bir adam resmi çizilidir.Amir, altındaki ARANIYOR yazmaktadır.) ..Lan bu nasıl resim? Hırsız sokakta böyle mi gezecek? Geri zekalı mısınız siz? .Neresinden tanısın millet bunu? Götür, bunları da çöpe at, insanlıktan çıkarma beni..Çık dışarıı.
(Amir sahnede yalnız kalır.Seyircilere dönerek konuşur.) Bir şans Allahım bir şans ver bana.Bu hırsızı yakalarsam hayatımın terfisini alacağım.Bir açık versin neolur..
Sahne kararır
Sahne aydınlanır
SAHNE 2
Ortada bir bank.Sahneye yavaş yavaş bir genç kız girer.Önce tökezler, yere düşer, kalkar, gidip boş banka oturur.Çantasından bir kitap çıkartır.Çıkartırken çantadaki başka malzemeleri de döker, sonra eğilir toplar, çantasına geri koyar.Kitabını alır. Okumaya başlar.
(Bir süre sonra sahneye genç bir adam girer., kıza bakar, dikkatini çekmeye çalışır.Bir kaç kez önünden geçer.Kız onu farketmez.Gider yanına oturur.)
DELİKANLI:- Merhaba, oturabilir miyim?
(Kız ilgilenmez.Kitabını okumaya devam eder.
DELİKANLI:- Öhhö
KIZ:- Çok yaşayın.
DELİKANLI:- Şey, gerçi hapşırmamıştım ama…
KIZ:- Ben diyeceğimi dedim. Çok yaşayın..O kadar..
DELİKANLI:-  Pekala.Siz de görün…( kitaba bakarak)..KALP HIRSIZI….Güzel kitaptır.Okumuştum.
KIZ:-  Hepsini mi?
DELİKANLI:- (Alaycı) Yok  önsözünü,
KIZ:- Öyle merak ediyorum ki, acaba kitabın geri kalanı da önsözü kadar heyecanlı mı acaba diye.. Ben 2 aydır daha 2 sayfasındayım da…
DELİKANLI:- (Seyirciye bakar, kıza çaktırmadan) Allahım ne kadar salak…
KIZ:- Efendim?
DELİKANLI:- Yok şey..Ben size demedim..Kitaptaki kız yani..Ona dedim..
KIZ:- Haa o da mı salak?
DELİKANLI:- Aman yarabbim  ben şimdi ne demeliyim?
KIZ:-Şey, kitabın sonunda bu hırsız yakalanacak mı?
DELİKANLI:-  Iıı şey..Tabi tabi yakalanıyor..
KIZ:- (kitabı kapatır.) Haa o zaman gerisini okumama gerek kalmadı.(Çantasına koyar.) Tamam bu kitap da bittiii..Teşekkür ederim.
YAVUZ:- (Anlamsız bakarak konuyu değiştir)Şey..Çok şıksınız diyeceğim de, çarpılırım diye korkuyorum.Yani çok değişik bir kıyafet..Koalisyon hükümeti gibi, her takımdan renk var, güzel bir kombinasyon olmuş
KIZ:-Teşekkür ederim ama bana sökmez
YAVUZ- Anlamadım ne sökmez?
KIZ:-Takım sohbetiyle bana yaklaşıp kalbimi çalamazsınız
YAVUZ:- Yok sadece merak ettim, şapka Beşiktaş, üst Galatasaray pantolon Fenerbahçe de?
KIZ:- Herkes ayrı bir takım tutuyoır.Birini tutsam, öbür takımlar kırılır diye ben de hepsini birden tutuyorum.Biraz Galatabahçe, biraz Beşiksaray, hepsi var işte..
YAVUZ:- Hıı..İyi fikir.Yoksa birini tutsanız öteki takımlara hakkatten çok ayıp olurdu..(Alaycıdır)
SİMİTÇİ:- Simitçiiiiiiiiii, sıck gevreeeeeeeeekkk .Sahneye simitçi çocuk girer (yavuza döner) verim mi abi sıcak sıcak ?
YAVUZ:- Yok kardeşim hadi uza
SİMİTÇİ:- Vereyim işte abi, bak yengenin de gözü kaldı. (seyirciye dönerek bağırır) simiiiiiiiiiittt
KIZ:- Hiçte bile gözüm kalmadı simitçi bey kardeşim, hem ben istesem simit fabrikası alırım.Hatta  simit saraykarı zinciri kurarım 81 vilayette
YAVUZ:- Altmışyedi
KIZ:-Anlamadım,
YAVUZ- Altmışyedi diyorum vilayet sayısı. Seksenbir nerden çıktı?
KIZ:- Bilmem , Allah söyletti herhalde ..
SİMİTÇİ:- Abla bırak senin olsun köşkün sarayın al 2 simit de siftah edelim be güzel ablam
YAVUZ:- Oğlum bak git
SİMİTÇİ:- Alsaydın ya abi, bak dumanı üstünde sıcak sıcak ( seyirciye doğru) SİMİİİİT size de vereyim mi ağabeylerim ablalarım-
KIZ:- Ay yeter.Öyle varoş varoş bağırma tepemde.Çekil bakayım şurdan.Aaa kafa bu kafa .Ay  neyse ben gidiyorum.Size iyi sohbetler
YAVUZ:- Hayır lütfen gitmeyin.. (Deniz çıkar, sismitçi de peşinden koşar)
SİMİTÇİ:- Abla simit?
 (Kız çıkar, delikanlı sahnede yalnız kalır, boş kalan banka oturur. Ve kızın gittiği yöne bakarak konuşur….)
YAVUZ:- Deniz Hanzade..Tanınmış zenginlerden fabrikatör Necati Hanzade’ nin biricik kızı..Elbette sende sonunda benim tezgahtan geçeceksin…(Ayağa kalkar, dolaşmaya başlar.) Ulan amma boktan zamanda yaşıyorum.Şimdi internet diye birşey olsaydı, facebooktan kesin ayarlamıştım bunu..Şansıma edeyim.Benim artık enselenmeden, bir şekilde sosyeteye sızıp, ismimi temize çıkarmam lazım.
SİMİTÇİ- (Tekrar sahneye girer) Verim mi abi…?
YAVUZ- (Simitçiye kızgın, tehditkar) Şimdi sana da simidine de,… Sana bi daha simit satmayı yasaklıyorum .Defol git len..
SİMİTÇİ- Tamam abi, vurma . Satmam abi, (korkarak kaçar)
Sahne kararır
Sahne aydınlanır
SAHNE 3
 (Sahneye, kendi aralarında sohbet ederek komser ve polis Hakkı girerler. Komser ve Polis Hakkı sahneye girer., Hakkı, köpek gezdirir gibi bir para kasasına ip bağlamış, yürürken ardından sürüklemektedir..
KOMSER:- Yok yok yok, yer yarıldı dibine girdi desem ordada yok, Karaköy’den Galata’ya her yere baktık yok, acep yerin dibinde midir diye gidip Yerebatan Sarnıcı’na baktık ordada yok
POLİS HAKKI: – Serkomserim
KOMSER:- Ne var hakkı?
POLİS HAKKI:- İyi de ben bu kasayı neden taşıyorum, eşek ölüsü gibi mübarek
KOMSER:- Şimdi Hakkıcığım, elimizde bir kasa hırsızı var ve onu bulamıyoruz değil mi?
POLİS HAKKI:- Evet serkomserim
KOMSER:- Amirimiz bize ne dedi?
POLİS HAKKI:- Bulmadan gelmeyin dedi
KOMSER:- Heh … Şimdii bizde hırsızı bulmak için yemliyoruz hakkı
POLİS HAKKI:- Neden serkomserim?
KOMSER: – Şimdi bunu dolaştırıyoruz ki, hırsız denk gelirse dayanamayıp atlasın,
POLİS HAKKI:- Haaa o kasaya atlayınca biz de hırsıza atlayacağız.
KOMSER:- Yaa..Sonra da meslekte birer kademe atlayacağız.
POLİS HAKKI:- Belki de altımıza polis arabası verirler, arabaya atlarız..
KOMSER:- Gecekondudan çıkar lojmana atlarız
POLİS HAKKI:- Ya bununla da yakalayamazsak?
KOMSER:- Haa işte o zaman gider kanatsız olarak galata kulesinden atlarız Hakkı yürü..
(Bu arada, az önceki sahnedeki delikanlı sessizce arkalarından sokulur..Elindeki makasla kasanın ipini keser..Kasayı kucaklar ve kaçar..Polisler bunu hiç farketmemişlerdir)
Kucağında birkaç tane domatesle sahneye, orta yaşlı, baş örtülü gözünde şişe dibi gözlüklerle, telaşlı bir kadın girer.Polislere doğru koşar..
KADIN:- Polis bey evladım huu..Koşun koşun…
KOMSER:- Ne oldu teyze?
KADIN:- Ay manyak mıdır nedir..Kucağımda bir kasa domatesle yürüyordum..Gençten bir oğlan koştu arkamdan, elimdeki kasayı çekip aldı, içindeki domatesleri yere boşalttı, Pazar kasasını çaldı kaçtı..Şikayetçiyim..
KOMSER:- Haydaaa, domates kasasını mı çaldı?
KADIN:- Evet, üstelik içindeki güzelim domatesleri de yerlere saçtı
HAKKI:- Serkomserim bu bizim kasa hırsızı olmasın?
KOMSER:- Yav adam domates kasasını ne yapsın? O olsa gelir şu bizim para kasasını… (Hakkı’ nın tuttuğu ipe bakar..Ucunda kasa yoktur..) Anaaa! ! ! ! !
KADIN:- (Ucunda hiçbir şey olmayan ipi göstererek) Aaa sizin köpek kaçmış…
POLİS HAKKI:- Anlaşıldı komserim, ne kasası olduğu farketmiyor.Adam yakınlarda bir yerlerde..Biz doğru iz üzerindeyiz..
KOMSER:- Teyze biz azılı bir kasa hırsızını arıyoruz..Sen etrafta şüpheli birini gördün mü?
KADIN:- Gördüm evladım..
KOMSER:- Kim? Nerde? Çabuk anlat..
KADIN:- Manava gidiyordum, üfff kasaya bak dedi birisi
HAKKI:- E domates kasasına demiştir ne var bunda?
KADIN:- Yok evladım o zaman domates kasası yoktu kucağımda,(Seyirciye döner manalı manalı kalçalarını ima ederek) Bunu söyleyen hınzır da gençti daha..
KOMSER: – Vay alçak sapık. Poliiis diye bağırsaydın, hatta bir de kafasına çantayla patlatsaydın teyze
HAKKI:- Hatta televizyoncular nerdee, televizyon muhabirleri yok muu diye seslenseydin..
KOMSER:– o ne lan?
HAKKI:- Ney komserim?
KOMSER- Televizyon, kanal filan?
HAKKI:- Ne bileyim komserim..Allah söyletti galiba..
KADIN:- Yok evladım, bunca seneden sonra sapık mapık birisi laf atmış aaaaa, neyse ben gidiyorum hadi kolay gelsin size
(Kadın çıkar)
KOMSER:- Yürü şu kahvede bir çay içelim, sonra karakola döner,amir sorarsa bütün araştırmalarımıza rağmen bugün de birşey bulamadık deriz.
HAKKı:- Karakola da koşar adım gidelim ki bizi nefes nefese görsün, çok çalıştık, çok yorulduk zannetsin serkomserim
Sahne kararır
Sahne aydınlanır
SAHNE 4
Yine aynı sahne.Az önceki genç kız sahneye sağ taraftan bisikletle girer.Çok ağır sürerek sol tarafa doğru hareket eder.Perdenin tam orta yerinden delikanlının başı görünür.Kıza bakar, kızı görünce sinsice tekrar perdenin arkasına girer, arka taraftan koşarak sahnenin solundan çıkar, karşıdan dalgın dalgın bisiklet sürmekte olan kıza doğru koşu yapan bir sporcu edasıyla hafif koşu yaparak girer..Delikanlının üzerinde eşofman vardır..Kızla bilerek çarpışır..Yalandan kendini yere atar..)
YAVUZ:- Ah belimm…
KIZ:- Aaa.. Yine mi siiiz?.. Özür dilerim.Ben görmedim.İyi misiniz? (Elini uzatır, delikanlının kalkmasına yardım eder)
DELİKANLI:- Sinirlenir ..Oha çüş, önüne baksana..Belimi ve kolumu kırdın lan..
KIZ:- Efendim?
YAVUZ:- Yok canım..Şey..İyiyim iyiyim.Biçimsiz düştüm, galiba belimi incittim.Ah kolum.Şuraya oturup biraz dinleneyim, geçer
KIZ:- Ay ölücem kahrımdan..Ne yaptım ben?
(Kıza yaslanarak banka doğru yürürken başını çevirip, seyircilere göz kırpar.Banka otururlar.)
KIZ:- Gerçekten fark etmedim.
DELİKANLI:- Kendinizi suçlamayın, sizin kadar ben de dikkatsizdim.Hem iş kazası sayılır benimki
KIZ:- Yok, siz bilmezsiniz ben ne sakarımdır.Pardon ne  işi?
DELİKANLI:-  Sportif bir iş diyelim …Sakarlık dediniz de…Asıl siz benim sakarlıklarımı duysanız, kendinizle gurur duyardınız.
KIZ:- Ama ben bir keresinde bisikletimle, duran kamyona bile çarpmıştım.
DELİKANLI:- O da birşey mi? Ben bir keresinde ekmek doğrarken dizimi kesmiştim.
KIZ:- Keman çalarken, keman yayını, keman hocamın  gözüne sokmuştum.
DELİKANLI:- Sofra bezini silkelerken balkondan düşmüştüm.
KIZ:- Buz pateni yaparken, pistin duvarına yapışmıştım da, kafam yarılmıştı…Şey, siz demin Sportif iş dediniz..Ne sporu yapıyorsunuz?
DELİKANLI:- Koşmakla ilgili ama tam olarak koşu diyemeyiz..
KIZ- Ne peki? At yarışı mı?
YAVUZ:- Eh..At yarışı da denilebilir ama at yok…
KIZ:- At yoksa koşan kim? Jokeyi sırtınıza alıp siz  mi koşuyorsunuz.?.
DELİKANLI:- Hay ben seni anlayışına…,
KIZ:- Efendim?
DELİKANLI:-  Yani doğru anlamışsınız..Jokeyi sırtıma aldığım gibi, startla birlikte fırlıyorum dıgıdık  dıgıdık….Hatta, 1957 Senesinde reisicumhur at yarışı kupasını kim kazandı dersiniz?
KIZ:-Kim?
YAVUZ:- Yavuzbey.. Yavuzbey kim?
Kız:-Kim?
Yavuz:- Ben..Hem zaten bakın bunlar da toynak…Şunlar la da çifte atıyorum..(Ellerini ve bacaklarını gösterir)
Kız:-  Şaka yapıyosunuz..
Yavuz – Tabiî ki şaka yapıyorum ..Yani adım Yavuz  ama o at ben değildim tabii..
KIZ:- (elini uzatır) Deniz..
DELİKANLI:- (Elini uzatır) Yavuz
DENİZ:- Pekiii..Yolda,  parkta koşturup benimle karşılaşmaktan başka ne iş yaparsınız ?
YAVUZ:- İş adamıyım…Ya siz?
DENİZ:- İş mi?  Nasıl desem..Ben de bir iş adamı kızıyım..Babam kazanır ben yerim.
SİMİTÇİ ÇOCUK:- (Sahneye girer) Poğaçaaaaaa, sıcak sıcak….Vereyim mi abi?
YAVUZ:- Yürü git len.
SİMİTÇİ:- Ama çok taze abi.Yenge al bak acıkmışsındır sen.
DENİZ:- Ne yengesi be, çekil git şurdan.Hem ben aç olsam poğaça mı yerim?Fakir miyim ben?
YAVUZ:-  Oğlum ben sana demedim mi, benim etrafımda simit satmayacaksın diye?
SİMİTÇİ:- Abi simit değil ki bunlar.Poğaça…
YAVUZ:- Şimdi senin…. (Çocuğu kovalar, çocuk kaçar)
DENİZ:- şŞey..Belinizin ağrısı biraz geçtiyse, ben artık kalkayım.
YAVUZ:- (telaşla) Böyle kıpırdamayınca iyi de, hareket edince sızlıyor.
DENİZ:- Bir hastaneye gidelim mi? Şöförüm sahilde bekliyor.Hemen alır getiririm.
YAVUZ:- Yo yo gerek yok.İşiniz varsa ben sizi tutmayayım.Biraz dinlenir kalkarım.
DENİZ:- Ama ya sonra birşey olursa? İçime dert olur. İyi olup olmadığınızdan nasıl haberim olacak?
YAVUZ:- 2000′ li yıllarda olsak, cep telefonunuzu isterdim ama, o da daha icat edilmedi ki..
DENİZ:- Cep telefonu nedir?
YAVUZ:- Bilmem, Allah söyletti herhalde.
DENİZ:- Benim artık gitmem gerekiyor (Kız kalkar)
YAVUZ:- Eğer birşey olmazsa, ben yarın bu saatlerde yine burada olurum.Ama belim kötüleşirse gelemem tabii.
DENİZ:- Peki.Sabah sporumu yapmak üzere ben de bu parka geleceğim yine. (Kız kalkar.Tokalaşırlar.Oğlan, kızın elini bırakmak istemez) Geçmiş olsun, görüşmek üzere. (Kız bisikletini alır gider.Oğlan arkasından gülümseyerek bakar.Kız tamamen uzaklaştığında oğlanın yüzü değişir.Kızın gittiği yöne bakarak konuşur)
YAVUZ:- Allahın salağı, kafamı patlatıyordun. (Kalçasını tutar) Off kıçım..Geri zekalı ne olacak.Koluma da bir şey oldu kesin..Ulan sen Necati Hanzade’ nin kızı olmasan ne işim olurdu seninle..Tipsiz..Allahım bir de salak, nerdeyse at olduğuma inanacaktı..
Sahne kararır
Sahne aydınlanır
SAHNE 5
Karakol sahnesi.(Telefon çalar)
AMİR:- Mahallenizin karakolu buyrun ben başkomiser Adnan.Kavga mı? İki sarhoş mu? Boşverin ellemeyin.Biri ötekini gebertirse biz gelir ilgileniriz. Gülegüle..(Telefonu kapatır.Kapı çalınır) …Giiiirrrrr! (İki polis memuru girer.)
KOMSER:- Amirim banka.
AMİR:- Soygunu deme seni  Fizan’ a sürerim
KOMSER:-İzinsiz bankadaki paraları gizlice almışlar amirim
AMİR:- İyi kıvırdın, kimmiş neymiş, ne zaman olmuş?
KOMSER:- Amirim aynı şahıs aynı yöntem üstelik bu sefer de bankanın kasasını şifresini bilir gibi açmış
AMİR- Aştı bu kendini iyice, adam bizle maytap geçiyor. Neredeyse Zoro gibi  işaret bırakacak…
(Telefon çalar, amirin bir el işareti üzerine  hakkı açar)
HAKKI- Buyurun mahllenizin karakolu, he (biraz dinler)tamam, amirime bi sorayım tamam derse neden olmasın, (amire döner) Amirim!
AMİR-Ne var Hakkı söyle kim ne diyor?
HAKKI- Amirim karşı kahveden arıyorlar  okey oynarken birinin karısı gelmiş
AMİR:- Eeee ne yapalım, Adamı öldürmüş mü? Otopsiye mi çağırıyorlar?
HAKKI:-Yok amirim, adam kaçınca yeri boş kalmış dördüncüye bizden birini çağırıyorlar
AMİR:- ( Çıldırır) Hakkıkııı şimdi bütün hıncımı senden çıkartacağım kapat o telefonu
MAZLUM- (Nezaretten gözü parlamış pişkin)Amirim maruzatım var
AMİR- Ne var mazlum ?
MAZLUM- Hani diyom nasılsa yakın, burada beni  boş boş bekleteceğine izin verin okeye dördüncü ben gideyim
AMİR- Olmaz Mazlum sen hırsızsın,
MAZLUM-  Vallaha taş çalmam amirim.
AMİR:- Sus lan.. (Komsere döner) pekiiii. İz, belirti gören duyan yok muymuş bu bankadan izinsiz paraları alan zırtapozu??
KOMSER:- Var amirim Yaşlı bir kadın pencereden görmüş.25 yaşlarında bir adammış.Kadının evinde telefon olmadığı için, komşuya gidip de polisi arayana kadar adam işi bitirip çıkmış.
 (Telefon çalar, amir açar) 
AMİR:- Sizin mahallenin polis karakolu buyrun ben başkomiser Adnan.Çocuğunuz yemeğini mi yemiyor? Verin telefona hanımefendi…Ulan piç kurusu yesene yemeğini, valla çekerim karakola, eşşek sudan gelene kadar döverim seni şerefsiz.Alo, hanımefendi tamam mı? Rica ederim ne demek.İyi günler.
KOMSER:- Şimdi amirim, saat gece 03.00 gibi, yaşlı bir kadın pencereden bakarken evin karşısındaki bankanın önünde, yerde yatan gece bekçisini görüyor.Bankanın ana kapısının da açık olduğunu fakediyor.
HAKKI:- Derken içerden bir adam çıkıyor elinde büyük ve dolu bir bavulla.Yine yüzünde siyah kar maskesi var.
AMİR:- Adamı kapıda bekleyen birileri var mı? Adam yüzündeki maskeyi çıkarıyor mu? Ne tarafa gidiyor?
KOMSER:- Tek başınaymış.Yüzündeki maskeyle banka binasından çıkıp 50 adım yürümüş, sonra tam sokağın köşesinden sağa kıvrılırken yüzündeki maskeyi çıkarıp cebine koymuş ama o anda da teyzenin görüş alanından çıkmış.
AMİR:- Kasada yine zorlama yok tabi??
KOMSER:- Yok amirim.Şifreyi bilir gibi zorlamadan açmış ve yine eldiven kullanmış, hiç bir iz bırakmamış.
AMİR:- Adamın kıyafeti, bavulun rengi?
HAKKI:- Görgü tanığı oldukça yaşlı bir kadın.Sokak lambalarının ışığında başka bir detay seçememiş.
AMİR:- O güzergahtaki nöbetçi ezcane, taksi durağı, benzin istasyonu gibi, o saatte açık olan yerleri araştırın.Elinde bavulla oradan geçen bir adam görmüşler mi diye.Bize eşgal lazım.Robot resmini çizdirmek lazım.Laf değil iş lazım.Çıkın gidin her taşın altına bakın, eli boş gelmeyin.(Telefon çalar.amir telefonu eline alır, polislere bakar..İki polis kalkar ve çıkmadan önce bir ağızdan)
POLİSLER BİR AĞIZDAN:- Başüstüne amirim. (Çıkarlar)
 AMİR:- (Telefon çalar..Açar.) Mahallenizin karakolu buyrun ben başkomiser Adnan.Çok alkollüsün? Sana şöför gönderelim? ? ? Senin anan güzel mi lan? Bok içeydin şerefsiz.(Telefonu kapatır) (Hemen tekrar telefon çalar.amir açar.) … Mahallenizin karakolu buyrun ben başkomiser Adnan.Ne? Sular kesildi banyoda sabunlu kaldın? Eeee? Ekip göndereyim de sırtını mı keselesinler dangalak? Ota boka arayıp durmayın lan.Karakol burası karakol alooo….
Sahne kararır
Sahne aydınlanır
SAHNE 6
Park sahnesi.Yine ortada bank.
( Sahne başlamadan önce arabanın çöp tenekesine çarpması ve fren sesi gelir) 
Yavuz Denizi beklemektedir..Fren sesiyle irkilir.. Deniz  belini, kafasını tuta tuta sahneye girer..
YAVUZ:- Ne oldu aşkım, o sesler neydi?
DENİZ:- Bi şey yok aşkım, önce çöp bidonuna, sonra da elektrik direğine  azıcık çarptım da..
YAVUZ:- Azıcık mı?. Aşkım kördüğüm olmuşsun.Dur düzeltelim  seni..(Kızın duruşunu düzeltir). Hem senin şöförün yok muydu?
DENİZ:-  Vardı ama iş kazası geçirdi,
YAVUZ:-  Ne? Kaza mı yaptı?
DENİZ:-Yok, ben  arabada tırnaklarıma manikür yaparken, törpü gözüne girdi..
YAVUZ: – Ne? Ay yok artık şaşırmayacağım..Kabul ediyorum, benim sevgilimin tam bir doğal afet..
 DENİZ:-Aşkım kötü bir şey mi dedin sen?
YAVUZ:- Kötü bir şey der miyim hiç? İyi bir şey dedim ama Allahaşkına şimdi açıkla deme bana..
DENİZ:- Neyse..Seninle de buluşmamız gerekiyordu..Mecburen arabayı kendim kullandım..
YAVUZ:- Ah zavallı İstanbul trafiği..Peki ehliyetin var mı senin?
DENİZ-Yok, ama parası neyse verir alırız …Kaç tane yeter?
YAVUZ:- (Kızın kafasını okşar..Alaylı) Ah canım benim..Hem çok zeki, hem de şahane fikirleri var
DENİZ:- Yavuz ben sana da burada çarpmıştım değil mi ilk tanıştığımızda?
YAVUZ:- Hıı..Evet..Ne harika bir gündü..Kolum çıkmıştı ve bir hafta kıçımın üstün oturamamıştım.Ama inan ki seni tanımak için bunlara değerdi..Keşke  vücudumda bulunan 212 kemiğin hepsini kırsaydın ama bu kadar vakit kaybetmeseydik tanışmak için..
DENİZ:- Neden daha romantik bir tanışma şekli hayal etmiyorsun? Neden ille de ben sana çarpıp yaralıyorum?
YAVUZ:- Ne bileyim aşkım.Konu sen olunca senin beni yaralamandan başka bir şey gelmiyor aklıma
DENİZ- Tamam biraz sakarım ama, bu benimle olan hayallerinde girmeli mi aşkım?
YAVUZ- İyide nasıl girmesin  aşkım?  Her buluşmamızda mutlaka sırtım yere geliyor.. Muhakkak bir acil servise gitmek zorunda kalıyorum
DENİZ- Ayyy kıyamam sana, haklısın canım biraz sakarım ben napiim, Pirupak bana sende nazar var diyor, çabuk göze geliyormuşum
YAVUZ:- Pirupak kim?
DENİZ:- Pirupak kalfa bizim evin hizmetçisi, benim dadım, annemin halayığı, babamın uzaktan tanıdığı, hatta benim süt annem… Bizim pirupak işte…
YAVUZ:- Zamanı gelince hepsiyle tanışmak istiyorum Denizcim.
DENİZ:- Benden önce nasıl bir hayatın vardı Yavuz?
YAVUZ:- Senden önce bir hayatım olmadı desem bana inanır mısın?
DENİZ:- Tabii ki inanmam.Muhakkak bir şeyler yaşamış olmalısın.Anlat lütfen.Senin hakkında herşeyi bilmek istiyorum.
YAVUZ:- Aşkım inan ki bilmek istemezsin.
DENİZ:-Olsun anlat sen
YAVUZ:- Hep çalışıyordum ben…Zor tabii..Sürekli tetikte olmam lazım, sürekli herkesten bir adım önde olman lazım, herkes seni yakalamaya çalışır..O yüzden çeviklik, hızlılık, öngörülü olmak şart,
DENİZ- Yaaa, o yüzden sürekli spor yapıyorsun demek
YAVUZ- Bizim işte havayı koklamak şart, piyasayı  çok iyi analiz etmelisin, hedefi yakın markaja almalısın, ön çalışma içn bazen kılıktan kılığa girmelisin, hata götürmez benim işim.
DENİZ- Gördüğüm kadarıyla oldukça da başarılısın Yavuz seninle gurur duyuyorum aşkım
YAVUZ-:- Evelallah piyasada birinciyim.. Çekirdeğinden geliyorum..Piyasadaki hedef salağı bir bakışta anlarım, ama o salak aylar geçer nasıl kerizlendiğini anlamaz
DENİZ- Anlamasın tabi salak,
YAVUZ- Eğer bizim işten devlet vergi alsaydı ben var ya senin babandan bile daha fazla vergi verir , matilid manukyan’ dan sonra vergi rekortmenliğinde ikinci sıraya yerleşirdim.
DENİZ-Vergi mi? O da ne aşkım?? Kime veriliyor o vergi? Neden veriliyor?
YAVUZ- Devlete aşkım? Senin baban pek vermediği için bilmemen normal,..Şimdiiii devletin kayıtlarına göre sizin aile neredeyse  açlık sınırında bir dilim ekmeğe muhtaç, fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş inim inim inliyorsunuz ya?… ( seyirciye doğru bi kaç adım atar çaktırmadan) Ulan birde bana hırsız derler…
DENİZ:- Aşkım kolay anlayacağım şekilde anlat lütfen..
YAVUZ:- Şimdi nasıl anlatırım koca vergi sistemini?..Bak şimdi aşkım..Şu elektrik dieklerini, şu çöp bidonlarını filan devlet buralara, halktan aldığı vergilerle koyuyor..
DENİZ:- Amaaan be aşkım şuna devletin  kamu harcamalarını karşılamak için vatandaşlarından gelir düzeyine göre aldıkları para desene, ne öyle  döndürüp dolaştırıyorsun ki?
YAVUZ:- (şaşkınlıktan küçük dilini yutar) Anaaa..Aşkım bu cümleyi sen tek başına mı kurdun?
DENİZ:- Yoo..Oyunun metninde yazıyordu, oradan ezberledim…
YAVUZ:- Çok tatlı bir kızsın sen Deniz..Artık  sence de uygunsa, ailenle tanışmak istiyorum..
DENİZ :- Ama senden bahsettiğimde, babam bir sürü soru soracaktır.Bana kendinle ilgili bir şeyler anlatmalısın.
YAVUZ- Deniz inan ki senden öncesi yok.Şu andan itibaren Hayatımı seninle resetledim ben.
DENİZ:- Resetlemek ne demek? ,
YAVUZ:- Vallahi bilmiyorum.Allah söyletti yine.
SİMİTÇİ:- (Sahneye bu kez limonata satıcısı olarak girer) Buuuuzz gibi limoooooonnnnnn
YAVUZ- Yine mi sen? Defol git len
SİMİTÇİ- Hayde limooooooon, verim mi abii? Buz gibi bak, her yangına birebir limoooooonnnn
YAVUZ- Kabus musun oğlum sen ? Bizi mi takip ediyorsun,?Bi simitçi bi poğçacı, şimdide limon
SİMİTÇİ- Napalım abi ekmek parası, hırsızlık yapmıyorum, namussuzluk yapmıyorum, suistimal yapmıyorum,, Gidip  banka mı soyayım??
YAVUZ:- Yok.Öyle zor alanlara girme sen.Hem ben sana defol git dememiş miydim?(Ayağa kalkar, çocuk korkar kaçar)
DENİZ- Neyse aşkım ben kalkayım, hava kararınca  otomobilİ sürerken  önümü göremiyorum..
YAVUZ:- Aşkım onun farları vardır..Onları yakmayı denesen?
DENİZ:- Arabam şurada..Gel göster bakayım farların yerini…Nasıl yakıldığını da tabii..
YAVUZ:- Tabii.Önden buyur aşkım geliyorum…(Kız oğlana baka baka sahneden yürüyerek çıkar..Bu arada önüne bakmadığı için düşer..Kalkar, yürür ve çıkar..Oğlan sahnede yalnız kalır..)
YAVUZ:- Ulan ben bunların köşkündeki kasayı soyacaktım güya. Kızı da sözüm ona günahım kadar sevmiyordum.Şimdi ne oluyor bana? Aptal aşık gibi arkasından bakıyorum.Manyak mıyım neyim? ..(kısa bir sessizlik) .Öyle de salak ki..ama bir o kadar da sevimli…Seviyor muyum yoksa? .(İrkilir) Yok canım Allah korusun, ne sevmesi…(Kızın gittiği yöne bakar..Sonra yine seyirciye döner.)..Yok bu işi fazla uzatmamam lazım.Yoksa mesleğimde başarılı olamayacağım..Hem zaten güzel bile değil…Siz de farkettiniz değil mi? ..Gözleri de şaşı mıdır nedir? ..Amaaan çok sevimsiz çook..(diyerek sahneden çıkar)
Sahne kararır
Sahne aydınlanır
SAHNE 7
Karakol sahnesi..Amir ve Nezaretteki Mazlum sahnededir
 (Kapı çalınır..)
AMİR:- Giiirr..
(Kadın polis, iki yanında kavgacı kadınlar ve onların çocuklarıyla girer..Kavga hala devam etmektedir..)
KADIN POLİS:- Amirim yine bunlar.Bu kez çocuk yüzünden kavga etmişler
AMİR:- Ooo bu sefer taraftarlar da karışmış olaya ha? Eee anlatın bakalım mesele nedir?
1.KAVGACI KADIN:- Müdür beycim bu kadın var ya bu kadın…
2. KAVGACI KADIN:- Asıl bu kadın var ya sayın müdürüm
1.ÇOCUKBu çocuk Var ya bu çocuk
2.ÇOCUK:- Asıl bu çocuk var ya bu çocuk
AMİR:- Müdür değil, amir diyeceksiniz.Sırayla konuşun ne oldu?
1.KAVGACI KADIN:- Efendim bu kadın, balkona yeni astığım çamaşırların üstüne yukardan halı silkeledi, bir şey demedim
2. KAVGACI KADIN:- Sen de benim yeni yıkadığım merdivenlere çamurlu ayakkabılarınla basmadın mı?
1.KAVGACI KADIN:- Sus be.Önce ben anlatıcam..Müdür beycim yapmadığı edepsizlik kalmadı , hepsine sabrettim ama şu bastıbacak oğlu benim kızımı dövünce dayanamadım…
2. KAVGACI KADIN:- Bastıbacak  sana benzer , ayazda kalmış güz lahanası kılıklı karı..
1.KAVGACI KADIN:- Bana bak seni..
AMİR:- Hop hop hop..Kendinize gelin.Çocuklar siz anlatın bakayım ne oldu?
YAĞMUR:- Hakim bey amca (erkek çocuğu gösterir) bu bana, zıplayan sarı çekirge dedi.Üstelik bir de beni dövdü..
AMİR:- (oğlana döner) Niye dövdün lan kızı?
SEMİH:-Ama öğretmenim benzemiyor mu? Hem o da bana karaböcük dedi..
2.KAVGACI KADIN:- (Kız çocuğuna bakarak) Kız sümüklü sen kime karaböcük diyorsun?
1.KAVGACI KADIN:-Bağırma çocuğuma.Sen git de önce kendi sidikli sıpana terbiye ver..
2.KAVGACI KADIN:- Sidikli senin anandır terbiyesiz kadın.
1.KAVGACI KADIN:- Terbiyesiz senin sülalendir.Bak  seni de, oğlunu da üst üste koyar, çamaşır gibi çitilerim
(Kadınlar birbirine girer..kadın polis ve amir ayırmaya çalışır..Bu arada çocuklar yavaş yavaş barışmaya başlarlar..Birbirlerine bakıp gülüşürler)
AMİR:- Yeteeerr..(Kadın polise) Al kızım bunları nezarete tık.Çocukları da, babalarını çağırıp teslim et (Çocuklar birbirleriyle tamamen barışmış, aralarında el vurmaca oynamaya başlamışlardır)..Çocuklar siz de çıkın bahçede bekleyin.
1.KAVGACI KADIN:- Anaa oynama kız onunla.
2.KAVGACI KADIN:- Kız benim oğlana da göz kulak ol kaybolmasın buralarda(Kadın polis, anneleri iterek odadan çıkartır)
YAĞMUR:- Gidin siiiz, bizi merak etmeyin.Gel ablacım (oğlanın elini tutar, çıkarlar)
 (Telefon çalar)
AMİR:- Mahallenizin  polis karakolu buyrun ben başkomiser Adnan.Soygun mu? ..Nerde? ..Hangi köşk dediniz? ..Kasa mı açılmış? .
MAZLUM- Müdürüm!
AMİR-(gülümseyerek) Daha olamadık mazlum, söyle ne var?
MAZLUM-Allah söyletti müdürüm..Sen benim gönlümün emniyet genel müdürüsün
AMİR-(çok keyifleniR) sağol teveccüh ediyorsun .. (bir anda sertleşir)ama sen ve senin gibi hırtlar gece gündüz delirmiş gibi soygun yaparken ancak gönüllerin müdürü olabilirim..
MAZLUM-Ne baarıyon ya alla ala, hem kaç gündür burada haybeye tutyon beni, cumuk a aykırı bu insan haklarına aykırı, imdaaaat
AMİR-CUMUK ne la?
MAZLUM- Bilmiyom valla Allah söyletiyor, ama sanırım böyle dilediğinizce at oynatamayacağınızla ilgili bi şey, insan hakları insan hakları
AMİR- İnsan hakkımı? Şimdi senin dosyanın içine  aha bu tavuk hırsızı mazlum siyaseten suç işlemiştir, hatta menderesin birinci dereceden kankasıdır diye bi zabıt tutarım o zaman görürsün siyasi şubede insan hakkını.Ulan tavuğunu çaldığınız adam insan değimli, onun hakkı yok mu? İnsan hakları sizin gibi suçluların yıkılmaz kale kapısı mı?
MAZLUM- Aman amirim ne yapıyorsun, gözünün yağını yiyim, getir ifademi, memleketteki bütün tavukları ben çaldım diye . yaz hemen imzalayayım, verme beni kurban olayım amirim, (Kapı çalar)
AMİR- ..Giiirrrr.. (İçeriye komserle polis hakkı  girer) Al sana insan hakkı
HAKKI- Emredin serkomserim
AMİR-Sana demedim hakkı, Mazluma dedim insan hakkı diye
HAKKI(Morali bozulur, hakaret yemiş bir edayla) aşk olsun serkomserim.Allahın tavuk hırsızına insan hakkı diyon, biz neyiz bu durumda? Hayvan hakkı mı?
AMİR- Ülen lafı gargaraya getirmeyin, hani yakalayacaktınız bu hırsızııı??Bak az önce aradılar Şimdide Ragıp Kabancı köşkünde soygun yapmış bizim serseri,
KOMSER- Ünlü zengin Ragıp kapancı mı amirim?
AMİR- Evet o zengin, hani iç işleri bakanının kankası, gazetelerde boy boy sayın bakanla resmi çıkan Ragıp KAPANCI..
KOMSER- Yine kasayı açmış değil mi amirim?.
AMİR -Ulan gidin ne yöntem kullanıyorsanız kullanın, memlekette ne kadar gazozcu, simitçi, seyyar satıcı, muhbir vatandaş varsa harekete geçirin ama bulun bu hırsızı. Bak eğer bulamazsanız  vallaha ikinizi de nezarete tıkarım.Boş vakitlerimde de aşağıya iner iner döverim.
KOMSER:- Sakin olun amirim, bulduk galiba bir şeyler.
AMİR:- Hemen başlayın anlatmaya (telefon çalar, açar) …. Mahallenizin  polis karakolu buyrun ben başkomiser Adnan.Kaldırımda yatan adam mı? Ölmüş mü? Ha? Sadece sarhoş mu? Bırak yatsın, sana ne kardeşim? Git ört üstüne bir battaniye, ayılana kadar zıbarsın Allah Allaaah.(Telefonu kapatır)
KOMSER:- Efendim soyulan her köşkün çevresindeki, sabaha kadar açık meyhanelere, eczanelere, benzin istasyonlarına gittik. Elinde dolu bir bavulla geçen genç bir adam farkettiniz mi dedik.Tam eşgal veremiyorlar ama bir kaç kişiden ifade alabildik.
AMİR:- Evet? ? ?
HAKKI:- Bir kaç sarhoş, aynı tarifi verdi.25 yaşlarında, siyah paltolu, siyah giysili, elinde siyah bir bavul olan eli yüzü düzgün, yakışıklı bir genç adam.Soyulan köşklerin civarında soygun saatinden sonra hep bu kişi görülmüş.
AMİR:- Her seferinde tek başına mıymış?
HAKKI:- Evet amirim tek başına.
AMİR:- Kılık kıyafeti geç.Gece hırsızlığa çıkan adam tabii ki siyah giyecek….Başka ne var elimizde?
KOMSER:- Adam hafif sakallı ve oldukça yakışıklı.Yüzünde akılda kalıcı herhangi bir ayrıntı yok.Fakaaaattt….
AMİR:- Anlat ulan anlat, lafı uzatma vururum (Silahını gösterir)
KOMSER:- Amirim bir şey dikkatimizi çekti.Son bir kaç soygunun öncesinde mağdurların birinci dereceden yakınlarına sokulan bir genç var..Mesela mağdurun genç kızıyla arkadaşlık eden, veya nişanlanan bir genç….
HAKKI:- Her nedense bu genç, soygundan sonra ortadan kayboluyor.
KOMSER:- Örneğin ünlü zenginlerden Eşref Koç’ un köşkü soyulmadan önce kızı bir gençle tanışmış, arkadaş olmuşlar.Hatta kız, bu genci köşke getirip ailesiyle bile tanıştırmış.
AMİR:- O köşk soyulunca bu genç ortadan kayıp mı olmuş?
KOMSER:- Evet amirim, bir daha gören olmamış.
HAKKI:- Bir örnek daha var amirim.Tekstil kralı Vakkas Karaca olayında da aynı durum yaşanmış.Vakkas beyin kız kardeşine sokulan bir genç, kısa zamanda ailenin güvenini kazanarak aralarına girmiş.Fakat Vakkas bey’ in köşkünün soyulmasından sonra o gençten de bir haber alınamamış.
AMİR:- Bu mağdurların ifadeleri doğrultusunda o gencin temsili resmi çizildi mi?
HAKKI:- Çizildi amirim.Aşağı yukarı aynı tarif.Yalnız bazan sakallı, bazan sadece bıyıklı, bazan ikisi de yok.
AMİR:- Mağdurlar sosyetenin en bilinen simaları ve sürekli gazetelerde resimleri yer alırken, bu adam hiç mi bir fotoğraf karesine yakalanmamış sosyete partilerinde?
HAKKI:- Hayır efendim, fotoğrafçıların girdiği ortamlarda her seferinde bir bahaneyle o ortamı terk etmiş
AMİR:- O halde adamımız budur arkadaşlar.Şimdi Ragıp Kabancı köşküne gidin.Köşk bir kaç saat önce soyulmuş.Köşk sakinlerini sorgulayın bakalım onlara da soygun öncesi sokulan böyle bir genç olmuş mu? Eğer cevap evetse, kasa hırsızına yaklaştık demektir.
KOMSER:- Cevap evetse, sıradaki zenginler için nasıl bir önlem alacağız amirim?
AMİR:- O damat adayı oluyorsa, biz de güya akraba olup, köşkte kalacağız bir süre ve adamı izleyeceğiz.Allah yardım ederse, suç üstü yapacağız…Bunun için köşk sahipleriyle önceden konuşup, yardımlarını isteyeceğiz..Haydi bakalım iş başına.(Polisler kalkarken telefon çalar.Polisler çıkar.Amir telefonu açar) .. Mahallenizin karakolu buyrun ben başkomiser Adnan.Hı? ..Komşunuz sizin çocuğunuzu mu dövmüş? E siz de gidin onun çocuğunu dövün kardeşim Allah Allaaah…(Telefonu kapatır.Ayağa kalkar.Eliyle sus işareti yapan polis resmini düzeltir)
Sahne kararır
Sahne aydınlanır
SAHNE 8
Park sahnesi..Oğlan kızı beklemektedir.Acı bir fren sesi ve çöp bidonuna arabanın çarpma sesi gelir
YAVUZ:-(fren sesine eyvah der gibi bir jest yapar, seyirciye doğru)  Hah Deniz de geldi.  Bu kesin odur(Deniz sahneye girer)
DENİZ:- Çok bekletmedim ya aşkım?
YAVUZ:- Yo yo.. Sadece 3 saat oldu ama önemli değil..Ne o, yine elektirik direğiyle çöp bidonunu  yanlış yere  mi koymuşlar?
DENİZ- Evet ya, neden getirip yolun kenarına koyarlar ki şunları
YAVUZ- Haklısın aşkım elektrik direklerini aslında apartman tepelerine, çöp bidonlarını da evlerin içine koymalılar
DENİZ- İşte akıllı adam bu, işte benim sevgilim bu. Sen beni çok iyi anlıyorsun aşkım.
YAVUZ- Eee Pirupak nerde?
DENİZ:- Pirupak kalfa benim kullandığım arabaya binmeye cesaret edemedi, arkadan taksiyle geliyor aşkım.Birazdan burda olur.
YAVUZ:- Deniz ben çok heyecanlıyım..Bir bilsen  kalbim nasıl atıyor…(Kız kulağını  oğlanın karnına  dayar)
DENİZ:- Dur bakayım..Kıyamaamm..Hatta kalbin gurulduyor bile..Aşkım rahat ol, Alt tarafı bizim Pirupak kalfa ile tanışacaksın
YAVUZ- Kim bilir ne sevimlidir dadın, ne kadar anlayışlıdır, ne kadar şekerdir,Öyle merak ediyorum ki
DENİZ- Yalnız dadı değil, bizim köşkün her şeyi..Hizmetçisi, benim dadım, annemin halayığı, babamın uzaktan tanıdığı, hatta benim süt annem, sonra….
YAVUZ:- (Sözünü keser) Tamam canım yorulma, anladım ben..
DENİZ:- Hah işte Pirupak da geldi..(Sahneye daha önce domates kasası çalınan kadın girer.Orta yaşlı, baş örtülü gözünde şişe dibi gözlükler.Kız, dadıya sarılır öper..Oğlan kadını görünce bir anda çok bozulur)
PİRUPAK:-( uzun uzun bakar, şüpheci daha önceden tanıyormuş ama çıkaramış bir tavırla, patavatsızca Deniz’e) Bu mu?
DENİZ:- Evet dadıcım, bu o. Yani yavuz.Sevdiğim adam. Önemli iş adamlarımızdan.Benim beyaz atlı prensim.
PİRUPAK: – Hiçte benzemiyor ama, daha çok beyaz at hırsızına benziyor.. (elini  yavuza uzatır öpmesi için.Yavuz, kadının elini tutar)
YAVUZ:- Memnun oldum efendim, kızınız dünya tatlısı, zeki, harika biri, sizden de hep övgüyle bahsetti
PİRUPAK:- Öpsene evladım, senin anan, baban, dadın, mürebbiyen  büyüklerin eli öpülür diye öğretmedi mi?Hem ben seni bi yerden tanıyacağım ama  dur bakalım
YAVUZ:- Yok efendim daha önce karşılaşmış olsak,  sizin gibi harika bir insanı mutlaka hafızama kazır, unutmazdım
PİRUPAK:- Biraz idareli kullan evladım
YAVUZ:- Neyi efendim?
YAVUZ:- Yağı evladım, böyle bol kepçeden harcarsan çabucak bitiverir
DENİZ:- Ne yağı pirupak kalfa?
PİRUPAK:- 10 Numara gres yağı.A benim  saf sarışın bebeğim, görmüyor musun adamın gözleri felfecir okuyor.Ben dünyanın en harika insanı, sende çok  güzel ve zekiymişsin.
SİMİTÇİ:- (Sesi duyulur) süüüüüüüüüttt mısıııııırrrrrrr (sahneye gelir bi kenara taburesini kor elinde mısır tenceresi)
YAVUZ:- Tabiî ki zeki, hem de çok güzel
PİRUPAK:- Anlarız şimdi, (Deniz’e dönerek) Denizcim kızııım
DENİZ:– Söyle dadıların bir tanesiii
PİRUPAK-  Bu çocuk ne satıyor?
DENİZ- Süt
PİRUPAK- Süt?
DENİZ:- Evet süt dadıcım
PİRUPAK:- Dadın yesin seni e mi? Başka ne satıyor?
DENİZ- Mısııııır dedi .Mısır’ dan ithal süt satıyor olmalı.
YAVUZ-(renkten renge girerek) Olurmu Denizcim mısır, hani Karadeniz’de yetişir bolca
PİRUPAK- (Yavuza dönerek)Al zeki, hem de güzel öyle mi? Senden önceki 2 nişanlısı neden terk etti o zaman? Hele sonuncusu, babanın parası bile olsa çekemem özür dilerim diye not bıraktı adam.. Dur dur seni de hatırlayacağım ben.. Yahu  ben seni nerde görmüştüm?
YAVUZ:- Birine benzetmişsinizdir Pirupak kalfa.
PİRUPAK:- Dur dur buldum sen O’suuun
DENİZ- Kim  dadişko?
PİRUPAK- Sen geçenlerde benim kucağımdaki domates kasasını alıp kaçan değil miydin?
YAVUZ:- Yok daha neler.rica ederim böyle ithamlarda bulunmayınız.Ayıp oluyor.
DENİZ:- (Güler) İlahi dadı o ne biçim lakırdı?Yavuz bey tanınmış bir iş adamdır..Sen başka birine benzetmiş olmalısın ..
PİRUPAK:- Yavrum ben ne kadar dikkatliyimdir bilmiyor musun? Benim dikkatim olmasaydı sen şimdiye bi düzüne mirasyedi tarafından pay edilmiştin?
YAVUZ:- Haydaaa..Deniz..Olmuyor ama.. Ne kasası ne domatesi, ne hırsızı? Efendim, ben istesem boy boy entegre kasa fabrikaları kurarım
PİRUPAK- Kasa fabrikası mı? Evladım marangoz atelyesi deseydin bari.Pazar kasasının da fabrikası mı olurmuş?Denizcim  benim bu adamı gözüm tutmadı, istersen birde annen ve babanla tanıştır onlar da görsünler
YAVUZ:- Yüzüme karşı nasıl konuşuyor yaa (Kadına öfkelidir)..Deniz, ben bunu var ya….
PİRUPAK:- Deniz, asıl ben bunu var ya…
DENİZ:- Asıl ben ikinizi birden var ya…Ne oluyorsunuz yahu yeteer..Vallahi şimdi 155 i ararım ha..
PİRUPAK:- Off Deniz, tansiyonum mu düştü galiba..Kızım bana şu büfeden bir su alıp gelir misin rica etsem?(Halsiz gibi davranır)
YAVUZ:- Dur ben alıp geleyim.Bununla yalnız kalmaktan iyidir.
PİRUPAK: BU sana benzer.Sen dur, Deniz alıp gelsin
DENİZ:- Tamaaam hemen geliyorum bekleyin. (Deniz gider,Pirupak, delikanlıyla yalnız kalır,Birden dinçleşir)
PİRUPAK:- Bana bak, amacın ne senin? Neden bu kıza sokuldun?
YAVUZ:- O nasıl soru? Ben Deniz’ i seviyorum
PİRUPAK:- Külahıma anlat.Bu kız sıradan bir ailenin kızı olsaydı dönüp de yüzüne bakar mıydın acaba?
YAVUZ:- Sen ne anlarsın sevgiden be.
PİRUPAK:- Sevgi mi? Kıza  her baktığında gözünde dolar işaretleri parlıyor.Ne sevgisi?
DENİZ:- Geldim dadişkom
 PİRUPAK:- Hadi gidelim kızım, daha Yapacak bir sürü işimiz var
DENİZ:- Ben az daha kalsam dadıcım?
PİRUPAK:- Hadi gidelim kızım yoksa tansiyonum iyice fırlayacak
DENİZ:- Pekala dadişko( yavuza döner)  şimdilik bize müsaade aşkım, en kısa zamanda  annemlerle tanıştıracağım seni
YAVUZ:- Haber bekliyor olacağım sevgilim
PİRUPAK:- (Deniz’i çekiştirir) yürü hadi yürü
SİMİTÇ- Süt mısııııııırrrr, taze mısııııır
YAVUZ- Hay senin mısırını da kahireni de…Dolaşma demedim mi lan sana etrafımda.. ( mısırcının üzerine gider.Çocuk kaçar)
Sahne kararır
Sahne aydınlanır
SAHNE 9
(Önceki park sahnesi.Başlangıçta sadece bank vardır, Yavuz ağır adımlarla sahneye girer,elinde siyah bir bavul, üzerinde siyah palto vardır. Banka oturur.Kendi kendine konuşmaya başlar)
YAVUZ:- Güya dün gece herşey bitecekti. Girdim o Allahın belası köşke.Bütün katları dolaştım.Topladım ne kadar mücevher ve para varsa..Sonra, bir şeyler daha bulabilir miyim diye bir odanın kapısını açtım..Deniz’ in odasıymış…Oradaydı…Uyuyordu…Yüzünde o kadar masum, o kadar temiz bir ifade vardı ki, birden kendimi çok kirli hissettim..Oturdum baş ucuna..O masum yüzü seyrettim dakikalarca..Yüzüne baktıkça, o güzelleşti, ben çirkinleştim..O büyüdü, ben küçüldüm, ufacık kaldım….Nefesini dinledim.O yürek benim için atıyordu, biliyordum…(Öfkeyle ayağa kalkar) Peki ya ben kimdim? Adi bir hırsız..Pis bir yalancı..Bütün İstanbul polisinin, her taşın altında aradığı kasa hırsızı…Utanmak nedir bilmeyen ben, dün gece o odada, utancımdan, vicdan azabından kahroldum.Bıraktım cebime doldurduğum mücevherleri, çıktım..(Paltosunu çıkarır, yere fırlatır) İstemiyorum paralarını.Allah kahretsin, istemiyorum..(Boş bavula bir tekme atar) ..Şahitsin Allahım.Tövbe ediyorum….Tövbeler tövbesi..Bitti artık…Bir daha asla…Asla…Asla elimi uzatmayacağım başkasının malına..Ben o salak kızı seviyorum galiba..Ve onu kaybetmek istemiyorum.Bana son bir şans ver Allahım.
(Sahneye simitçi çocuk girer.Yavuz’ a bakarak)
SİMİTÇİ,:- Bozaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
YAVUZ:- Anaa! Yine mi sen?
(Çocuk korkar, kaçmaya hazırlanır..Ama Yavuz artık değişmiştir.)
YAVUZ:- Gel gel kaçma gel…(Çocuk tereddüt eder) Gel lan gelççSen artık benim arkadaşımsın gel otur yanıma..(Çocuk çekine çekine banka, Yavuzun yanına oturur…)
ÇOCUK:- Evet abi, vereyim mi  sıcak sıcak boza?
YAVUZ:- Ver ver, kendine de koybir bardak
ÇOCUK:- leblebide var abi ister misin?
Hüzünlü müzik yükselir, Yavuz ve bozacı çocuk sessizce sohbete başlarlar
Sahne kararır
Sahne aydınlanır
SAHNE 10
Karakol sahnesi..Amir masa başındadır.Telefon çalar.
AMİR:- Mahallenizin karakolu buyrun ben baş komiser Adnan..Kahvede kavga mı çıktı? Hangi kahve? Hemen geliyoruz..(Telefonu kapatırken Kapıya doğru bağırır.) Hakkıııııı!!!!! (Hakkı hemen içeri girer)
HAKKI:- Buyrun amirim.
AMİR:- Şu yukarıki kahvede kavga çıkmış.Koşun müdahele edin.
HAKKI:- Baş üstüne amirim.Gittiğimizde insanlıktan çıkayım mı?
AMİR:- Çık Hakkı..Ama temiz iş yap, kim dövülecekse orda döv.Buraya iş getirme.
HAKKI:- Başüstüne amirim.(Hakkı çıkar)
MAZLUM:- Müdürüm?
AMİR:- Ne var?
MAZLUM:- Ben burada daha ne kadar kalacağım?
AMİR:- Anaa sen hala burda mısın lan?(Telefon çalar, amir açar)
AMİR:- Mahallenizin  karakolu buyrun ben baş komiser Adnan..Neee?Vallaha mı?.Sizin köşke mi girdi? Yüzünü gördünüz mü? ..Bir şey çaldı mı? Yaaa.. Peki o sizi gördü mü?..Allah Allaahh…Anaaa!!! Yemin et. .Hadi yaa!! Hanımefendi siz hemen buraya gelin.Burada dinleyelim sizi..Bekliyoruz efendim çabuk..
(Telefonu kapatır.Çok sevinçlidir.Ellerini ovuşturur.Mazlum’ a döner) Mazlum hadi iyisin.Eğer her şey istediğim gibi olursa, adak adadım, seni serbest bırakacağım.
MAZLUM:- Vallaha mı?
AMİR:- Vallaha…..Bak bizim hırsız dün gece fabrikatör Necati bey’ lerin köşküne girmiş..Ama nedense bir şey çalmamış.Üstelik de köşkün  emektar dadısı adamı kabak gibi görmüş..Şimdi ifadeye gelecek..Vay bee….Mazlum haydi çık bakayım git bana bir kahve yap getir.(Nezarethanenin kapısını açar, adamı çıkarır)Kendine de yap..Bak kaçmaya falan kalkarsan vallaha defalarca öldürürüm  seni..
MAZLUM:- Ne haddime müdürüm.Hemen yapıyorum.
AMİR:- Müdür değil lan.Amir amir..Ama işler yolunda giderse müdür olacağım gör bak.(Kapı çalınır.) Giiirr..Mazlum sen çık. (Pirupak girer ve sahne kararır.)
Sahne kararır
Sahne aydınlanır
SAHNE 11
Işıklar sönükken, sahne bir evin salonuna dönüştürülmüştür.Bir iki koltuk.Bir kaç sandalye..En sağda kapağı açık ve içi boş bir kasa….Sahnede hafif bir müzik.Davetliler oturmuş,kimi içki içmekte.Üç kadın sohbet ediyor, iki çocuk ortalıkta koşuşturuyor.Üç adam ayrı bir köşede sohbet ediyor. Deniz ve Yavuz sahneye daha sonra girecekler
HALİM BEY:- (Sağda duran kapağı açık para kasasına bakarak) Demek o meşhur kasa bu ha…
DENİZİN BABASI NECATİ:- Evet azizim..Yurt dışından getirdim…Bunu değil hırsız, bomba bile açamazmış..Öyle dedi üretici firma..
HALİM BEY:- Demek şifreli bir kasa ha? Dikkat edin de şifreyi kimseler bulamasın dostum.En yakınlarınıza bile söylemeyin
DENİZİN BABASI NECATİ:- (Gülerek) Şimdilik ben bile bilmiyorum ki..Kasa geldi ama şifresi henüz elime geçmedi..Üretici firma şifresini daha sonra mektupla yollayıp bildirecek..
HALİM BEY:- Haaa onun için böyle orta yerde kapağı açık duruyor.Bakın ben ne kadar zenginim hesaabı…
DENİZİN BABASI NECATİ:- (Güler) Bak dostum.Şu anda bu ülkenin görüp göreceği en güvenli para kasası benim köşkümde, karşınızda duruyor..Herkes bunu görsün ve bilsin istiyorum..
NALAN:-. Kasanın ve yurt dışından getirilişinin size kaça malolduğunu sormak istiyorum lakin dudağım uçuklar diye soramıyorum Necati bey..(Herkes güler)
DENİZİN ANNESİ:- Ay sormayın zaten şekerim. Kasaya ödedikten sonra neredeyse artık içine koyacak paramız kalmadı diyebilirim yani..(Gülerler) (İÇERİYE DENİZ VE YAVUZ GİRER)
MELİHA:- (Yavuz u göstererek) Şu delikanlı damat adayınız mı? Ne zaman tanıştıracaksınız ayol?
DENİZ’ İN ANNESİ:- (Kocasına döner) Necati haydi tanıştırasana artık bizim damadı? Bak dostlarımız merak ediyorlar.
DENİZ’ İN BABASI:- Tamam canım..(Kızına doğru seslenir) Deniz, Yavuz, gelin bakalım şöyle yanıma.(Sesini yükseltir) Dostlarım rica etsem beni biraz dinler misiniz? (Herkes susar.Gençler gelir.Baba, iki gencin omuzlarına kollarını sararak tanıştırır) …Biricik kızımızın, Deniz’ imizin müstakbel eşi Yavuz? u sizlere tanıtmak istiyorum..Yavuz, oğlum, bunlar da en yakın dostlarımız..
HALİM BEY:- Camiamıza hoşgeldiniz genç adam.
NALAN:- (Gençleri sevecen bir şekilde öper) Canlarım benim, çok mutlu olursunuz inşallah…
MELİHA:- Ben de öpeyim..Tebrikler çocuklar..(Öper)
HALİM BEY:- Eee evlat, ne işle meşgulsünüz bakalım?
YAVUZ:- Çalışma alanlarım değişik efendim, bankacılıktan mücevhere, finansmandan tekstile oldukça geniş bir çalışma alanım var diyebilirim.
HALİM BEY:- (Necati bey e bakarak) Oooo bize bir rakip daha çıkıyor ne dersin dostum?
YAVUZ- isterseniz sıkıcı iş sohbetleriyle bu güzel hanımların canını sıkmayalım ne dersiniz?.
NALAN:- Ay çok da zarif bir genç,
MELİHA:- Deniz, müstakbel eşini çok sevdim.
HALİM BEY- Anlaşılıyor ki yavuz beyden öğrenecek şeylerimiz var, bir ara bize de bekleriz, Avrupa tecrübelerinizden yararlanırız kim bilir
YAVUZ- Zaten bir sizin sahanız kalmıştı el atmadığımız, memnuniyetle efenim
HALİM BEY- Anlamadım
YAVUZ- Yani diyorum ki genelde sizin camiayı araştırdım, bir çok değerler elde ettim size de uğrarım emin olun
(davettekiler aslında anlamazlar ama anlamış gibi yaparlar ha he hımm )
DENİZ’ İN BABASI:- Müstakbel damat adayım diye söylemiyorum, Yavuzun gözündeki ışık, çalışma azmi, beni gururlandırıyor, aynı benim gençliğim
YAVUZ- Teşekkür ederim efendim beni mahçup ediyorsunuz
(Çocuklar koşturmaktadırlar..Büyüklere çarparlar.. bu sırada sehpa üzerindeki bir vazoyu derip kırarlar)
NALAN: (Meliha ya bakarak) Ay bunlar da amma kudurdular bu gece.(Çocuklara bakarak) Yavrum yavaş…
MELİHA:- Aslında bizimkini hiç getirmeyecektim ama, sizinkinin geleceğini duyunca evde tutamadım..Ama şunların sevimliliğine baksana ne güzel anlaşıyorlar..
DENİZ’ İN ANNESİ:- Rahat olun, biz severiz çocukları.Bırakın gönüllerince oynasınlar efendim. Vazo içinde üzülmeyiniz, Uzakdoğu gezisinde almıştık, çin vazosu muymuş neymiş.. 20 bin dolardı, ama inanın hiç önemli değil..
(İki çocuk koştururken, biri kasanın içine girer..Öteki çocuk kasanın etrafında koşuştururken Deniz kasanın yakınındadır
DENİZ- Kasam da kasam..Amma abarttı babam.Bir şeye de benzese bari.. Kapağı da açık hangar gibi. Babam buna verdiği parayla koruma ordusu tutardı, üste de para artar, yıl başlarında, bayramlarda, işçilerine ikramiye dağıtırdı(kapağını kapatır..Bir anda herkes o tarafa bakar..Herkes bir ağızdan panikle çığlık atar)
HALİM BEY:- Aman Allahım! Ne yaptın deniz?
DENİZ- Kasayı kapattım, hani suç filansa babam neyse parasını öder Halim amcacığım
NALAN:- Ayyyyyyyyyy!
HALİM BEY:- Necati bey, çabuk..Çocuk..Kasayı açın çabuk.
DENİZ- Çocuk mu? nerde, aman yarabbim ben naptııım ?
MELİHA:- (fenalaşır) Ayy çocuk içerde kaldı..(Halim kadını tutar)
DENİZ’ İN ANNESİ:- Durun panik yapmayın.Necati aç şu kasanın kapağını çocuk çıksın.
(Öteki çocuk korkuyla koşup annesi Nalan? a sarılır)
ÇOCUK:- Anne ben bir şey yapmadım..
NALAN:- Dur yavrum sakin ol..
DENİZ’ İN BABASI:- Eyvah ki ne eyvah!
DENİZ’ İN ANNESİ:- Ne oldu Necati? Açsana kasayı
DENİZ’ İN BABASI:- Şey..Şifresi yok ki..Ben anlatmıştım size..Şifresi yurt dışından mektupla gönderilecek diye..
HALİM BEY:- Ne diyorsunuz Necati bey? Çocuk ne olacak? Derhal çıkartın çocuğumu o kasadan
(Öteki çocuk ağlamaya başlar..)
ÇOCUK:- Çıkartın arkadaşımı oradan ne olur?
(Meliha, yani kasadaki çocuğun annesi fenalaşmış, yattığı yerde ağlayıp inlemektedir..)
MELİHA:- Ay ölecek havasızlıktan..Kurtarın oğlumu ne olur..
(Herkes bir tarafından kasayı kurcalamaya başlar..Necati bey çekiç, pense gibi aletler getirir..Erkekler açmak için uğraşmaya başlar…)
HALİM BEY:- Nereden aldıysanız telefon edin kardeşim, birilerine sorun, öğrenin.(Kasaya seslenir) oğlum, korkma çıkartacağız seni oradan..
DENİZ:- Baba ne olur bir şeyler yap..Çocuk havasız kaldı..
(Erkekler çaresizce kasayı kurcalamaktadır)
NALAN:- (Fenalaşan Meliha? yı teselli etmeye çalışmaktadır..) Korkma, kurtulacak..Aklına kötü şeyler getirme…
(Herkes iyice telaşlanmıştır..Öteki çocuk da ağlamaktadır..)
DENİZ’ İN ANNESİ:- Necati kaç dakika oldu, çocuk dakikalardır nefessiz..Bir şeyler yap Allahaşkına..
HALİM BEY:- (Deniz in babasına) Çıkart çocuğumu şu Allahın belası kasadan.Ona birşey olursa yemin ediyorum o kasayı senin kafana geçiririm..
DENİZ:- Baba, lütfen..Lütfen..Aç şunu.
DENİZ’ İN BABASI:- (Kasaya bir tekme atar ve umutsuzca koltuğa çöker) ?Açılmıyor.
(Necati ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başlar..Bunu görünce herkes yıkılır..Çocuğun anne ve babası dövünmeye başlar..)
DENİZ:- (Ağlamaya başlar.) Yavuz, ölecek çocuk..(Yavız’ a sarılır ve ağlarak) ölmesin yavuz, ne olur ölmesin çocuk… yarabbim ben çocuk katili olacağım ne olur yavuz bi şeyler yap
HALİM BEY:- (Delirmiş gibi bağırır) Yok mu şu Allahın belası kasayı açabilecek bir insan? Yardım edin.Çocuk içerde ölüyor…
(Yavuz donmuş gibi kasaya bakmaktadır..Kendisine sarılıp ağlayan Deniz’ den kurtarır kendini..)
YAVUZ:- Çekilin kenara..(Herkes şaşırır)
HALİM BEY:- (Kasayı sarsmakta, açmaya çalışmaktadır..Yavuz’ a öfkeyle bakar) Sen ne yapabilirsin ki? Çekil ayak altından..Oğlumu kurtarmam lazım..
YAVUZ:- Açılın dedim..O kasayı ancak ben açabilirim…
DENİZİN BABASI- Avrupada bunu da mı öğrendin evlat?
YAVUZ- İş gereği diyelim isterseniz, Benim işim bu çünkü ben o korktuğunuz kasa hırsızıyım
HERKES BİR AĞIZDAN: Ne? ? ? ? ? ? ? ? ? ? ?
(Herkes dona kalır..Herkesten şaşkınlık dolu çığlıklar yükselir..)
DENİZ:- Ne? ..Ne dedin sen… duydunuz mu ne dedi?
(Herkes susar..Yavuz’ a dehşetle bakar..Kasanın başından çekilirler…Yavuz kasaya yaklaşır..Bir takım hareketlerle kasayı sarsar, şifre kısmını çevirir, kulağını dayar, dinler, tekrar çevirir, kasayı sallar, tekrar şifre kısmına birşeyler yazar..Kasayı biraz sağa yatırır, biraz sola yatırır, az daha uğraşır…..Çocuğun anne ve babası ayakta dua ederek, birbirine sarılarak, ağlayarak bakmaktadırlar…..)
Bir anda kasanın kapağı açılır..İçindeki baygın çocuk çıkarılır, anne ve babası çocuğa sarılırlar, öperler, çocuk yavaş yavaş kendine gelir..Herkes sevinç çığlıkları atar…
Sonra herkes susar, Yavuz’ a bakar..Bütün bakışlar Yavuz? un üzerindedir.. başını yere eğer..Deniz yaklaşır..
DENİZ:- Yavuz…Sen…Sen… Benimle tanıştığından beri hep hırsız mıydın?Hep yalan mı söyledin?
Yavuz yere bakar..Herkes susmuştur…
YAVUZ:- Deniz bak, yemin ederim bırakmıştım hırsızlığı.Tövbe etmiştim.Seninle her şeye yeniden başlayacaktım..Vallahi bir daha yapmayacaktım..Ne olur benden nefret etme.
(Sahneye, elinde silahıyla karakol amiri girer..Silahı Yavuz’ a doğrultmuştur..Herkes çekilir, yolu açar..)
AMİR:- Kaldır ellerini kasa faresi..Bu iş buraya kadar..(Polislere bakar) Kelepçeleyin şunu…(İki polis Yavuz u kollarından yakalarlar.Kelepçelerler..
HALİM BEY:- Ne yapıyorsunuz, o bizim çocuğumuzun hayatını kurtardı..
MELİHA:- Hayır götürmeyin onu.
DENİZ’ İN BABASI:- (Amire bakarak) O bu muymuş?
AMİR:- Evet efendim.İstanbul polisinin üç senedir yakalamaya çalıştığı meşhur kasa hırsızı..
DENİZ:-Polis beyler, hayır onu götürmenize müsaade edemem.O biraz önce bir çocuğu ölümden, beni de katil olmaktan kurtardı.Baba, sen de bir şeyler söyle…Müdürüm..Hayır lütfen onu götürmeyin, beni götürün.(Yavuz? un önüne geçer)
AMİR:- Kızım seni ne yapalım.Hırsız olan bu.
DENİZ:- Babamı götürün.O da az hırsız değildir.Vergi kaçakçılığı, usulsüz ihaleler hep onda..Ya da, bunlardan birini götürün.hepsi kendi iş alanında, babamdan bile daha üç kağıtçıdır..
HERKES BİRDEN: Öhö..Hööst..Deniz yuh..ŞŞt Kızım sus..
DENİZ’ İN ANNESİ:- Deniz kes sesini.(Yaklaşır, Yavuz? un yüzüne tükürür) Tüüü yazıklar olsun sana sahtekar herif.. en ağır cezayı verin buna müdür bey
AMİR- Amir efendim amir he he
NALAN:- Ama yapmayın.Bu genç burada biraz önce bir hayat kurtardı. Haksız mıyım müdür bey?
AMİR- Amir efendim amir
HALİM BEY:- Yani bu hafifletici bir sebeptir. Değil mi sayın müdürüm?
AMİR:- .(Polislere bakar) Götürün..( Polisler, ortalarında Yavuz’ la çıkarlar) ..Yok yok…Siz yatın kalkın, hepinizi soymadan yakalandığına dua edin.Haydi hepinize geçmiş olsun..
HALİM BEY:- (Kolunu karısı Melihanın omzuna dolayarak)Bakın müdürüm haberiniz olsun, biz delikanlıdan şikayetçi olmayacağız.
NECATİ BEY:- Size ne oluyor? Benim paracıklarım gidecekti.Ben sonuna kadar şikayetçiyim müdürüm.
AMİR:- Amir kardeşim amir.Ne diye bana birbirinizle yarışır gibi müdür deyip duruyorsunuz.
HALİM BEY:- Bana Allah söyletiyor
NECATİ BEY:- E bana da..
DENİZ:- Babiş lütfen.Ben Yavuz u istiyorum.Parası neyse ver , Yavuz  u bıraksınlar lütfen baba.
SİMİTÇİ:- (sahne arkasından sesi gelir bağırarak sahneye girer.Bu kez gazete satıcısıdır) Yazıyooorr yazıyooor akşam postasııı..Kasa hırsızının yakalandığını yazıyoooor, Üstelik sahtekar ve dolandırıcı olduğunu yazıyoooooooor.Kasa hırsızının, eşekler gibi pişman olduğunu yqzıyooorr. Akşam postası ağabeyler ablalar yazıyooooooor
DENİZİN BABASI:- Ne çabuk gazeteye düştü? Gazetelerin nasıl haberi oldu,?Daha 2 dakika olmadı
SİMİTÇİ:- (seyirciye doğru yürür) Bunu bilemeyecek ne var? Söyleyeyim efendim. Tabii ki?.
HEP BERABER:- Allah söyletti?
SON
Advertisements

PERİLİ EV (Tiyatro metni)

19 Jul

TİYATRO OYUNU

PERİLİ EV

YAZAN: FİGEN METE

OYUN TRAJİKOMİK TEK PERDE

PERİLİ EV

OYUN-TRAJİKOMİK-TEK PERDE

Hilmi bey: 60 yaşlarında dinç bir adam

Gülizar hanım: 60 yaşlarında Hilmi beyin karısı

Tolga: Üniversite öğrencisi 20 yaşlarında

Sibel: 20 yaşlarında

Nezahat: Çocuk.10 yaşlarında

Hamza: 50 yaşlarında hırsız

Polis1: 30 yaşlarında

Polis2: 45 yaşlarında

Polis3: 35 yaşlarında

Polis4: 35 yaşlarında

-I-

Dekor:

Bir takım koltuk- bir sehpa-solda bir kapı-sağda bir pencere…

Büyük ve boş bir resim çerçevesi-çerçevenin arkasında asker giysisiyle bir adam oturuyor…Sahnenin sağında pencere dekoru..bir kaç antika eşya.Koltuğun yan tarafına yaslanmış bir ud…koltuğun altından görünen bir tavla..

Çocuk, elindeki bir kitabı çerçevedeki resme baka baka okumaktadır.

ÇOCUK:- Nezahat Onbaşı`nın hikayesi aslında Çanakkale Savaşı günlerine kadar uzanıyor. Savaş yıllarında annesi Hadiye Hanım daha 24 yaşındayken verem hastalığı nedeniyle kaybeder. O günlerde İstanbul işgal altındadır, küçük kızın babası Albay Hafız Halit Bey ise cepheden cepheye koşmaktadır. Hafız Halit Bey bir müddet sonra komutasındaki 70. Alay ile Anadolu`daki Milli Mücadele saflarına katılma kararı alır. Tabii kızını da yanında götürmek zorunda kalır. Böylece kader Küçük Nezahat`i daha 9 yaşındayken cephelerle tanıştırır.

(Yaşlı kadın, elinde çay tepsisiyle içeri girer..Tepsiyi sehpanın üzerine koyar…Çerçevenin arkasında oturan adama bakarak konuşur…)

GÜLİZAR:- Sabah şerifleriniz hayrolsun Hilmi bey..nasılsınız?(Çocuğa döner.)Al bakalım çayını Nezahat..(kıza da bir bardak çay uzatır.çerçevenin arkasındaki resim (yani adam) canlanarak gülümser.)

HİLMİ:- Hayırlı sabahlar Gülizar hanım..sağlığınıza duacıyız efendim.

GÜLİZAR:- Nezahat yine size kitap mı okuyor Hilmi bey?Kafanızı şişirmedi inşallah.

HİLMİ:- Yok yok..Eski günleri yad ediyorduk..(Elini uzatır,çayı alır ve içmeye başlar.)

GÜLİZAR:-Devam et kızım.Ben de dinleyeyim..

(Hepsi ezberlemiştir.Kız okurken onlar da ezberlerinden aynen sesli anlatırlar..Yani üçü bir ağızdan)

NEZAHAT:- (Okumaya devam eder) At sırtında geçen ilk günün gecesinde donma tehlikesi atlatır. El bebek gül bebek büyüyeceği bir dönemde öksüz kalmıştır çünkü. Hafız Halit Bey küçük kızını kimseye emanet edemeyeceğini düşünerek adeta cephelerde büyütür. Küçük Nezahet, askerlerden at binmeyi, silah tutmayı öğrenir.

(Saatin gongu vurmaya başlar.kadın vuruşları sayar.)

GÜLİZAR: ah! Saat 9 olmuş.Şimdi postacı geçecek.Değil mektup, fatura bile getirse razıyım, bir yakalasam, bir daha zor çıkacak buradan ama sesimi duyuramıyorum işte. (Hemen pencereye koşar,dışarı bakar.ve dışarı seslenir)

GÜLİZAR:-Postacı bey oğlum huu! bugün bize mektup var mı? Bak nasıl duymazdan geliyor…Yoksa yine yok mu? Yavrum bir kurcalasan o çantanı belki bulursun.Bak ne diyeceğim, gel bir çay ikram edeyim sana,şimdi aceleden kahvaltı bile etmemiş….Aaa gitti. Tüh yemedi be

(Odadakilere döner.)

GÜLİZAR:-Gitti.kim bilir yetiştirmesi gereken ne çok mektup vardır,yoksa gelirdi evladım..Öyle değil mi Nezahat?

NEZAHAT:- Yaa eminim uğrardı.

(Telefon çalar.)

GÜLİZAR:-Aaa telefon.Telefon çalıyor duydunuz mu? Bugün ne güzel başladı.Telefonumuz neredeydi bizim yahu?(telefonu koltuğun arkasında bulup açar.)

GÜLİZAR:- Buyrun efendim Hilmi beyin evi. Alo? Ses versene evladım..Kuyuya mı düştün oğlum, sesin çok derinden geliyor..Hem Sen niye öyle tuhaf tuhaf nefes alıyorsun? Yoksa hasta mısın Allah korusun? Hı? efendim? Üzerimde ne mi var? Tövbe estağfurullah ! İlahi evladım ne olacak,(yukarı bakar) avize var yavrum.Hilmi bey’in rahmetli annesinden kalmış bu avize. Hey gidi günler.Ne dedin?Üstümdekileri mi çıkartayım? Evladım ben elbiselerimi en son 1970 yılında çıkarmıştım.Onda da ölmüştüm de, cenazemi yıkıyorlardı.(Seyircilere dönerek) Şu anda kusuyor..

Efendim?Bunak mı? Terbiyesiz.Ne biçim konuşuyorsun ananen yaşındaki kadınla.Bak bir de yüzüme kapatıyor.Aloo.Alooo.Oğlum orda mısın?.Bak kapatmasaydın, sana kurtuluş savaşı anılarımızı anlatacaktım. Evladım sen yine ara olurmu?Ara sıra laflarız böyle.Hadi çocuğum ,hadi evladım güle güle(Telefonu kapatır.Yine çerçevenin karşısına oturur.)

GÜLİZAR:-Bitti mi çayınız.Tazeleyeyim mi efendim?

HİLMİ:- Yok Gülizar hanım..Sağolun.Ziyade olsun..

GÜLİZAR:-Peki ..Nezahat haydi bunları kaldır kızım..

(Çocuk bardakları tepsiye koyup mutfağa götürür.O sırada kapı çalar.)

GÜLİZAR:-Kapı?Duydunuz mu?Kapı çalınıyor.Hem de gerçekten çalınıyor.(kapıya doğru) Geldim gedim..(çerçevenin içindeki adam hemen fotoğraf gibi donar.Kapıda genç bir adam durmaktadır.Arkasında bir sırt çantası vardır..Kadın onu zorla kolundan tutar, çeke çeke içeri alır.)

GÜLİZAR:-Giriniz evladım ..Buradan lütfen.Hoşgeldiniz hoşgeldiniz.

TOLGA:Teyzecim dur, çekiştirme.girmeyeceğim..Ben bir adres soracaktım. (sesli düşünür) ah azııık !yaşlılık böyle bi şey heralde kimi kimsesi olmayınca

(Çocuk içeri girer..)

NEZAHAT:- Merhaba abi..

GÜLİZAR:-Çekinme çocuğum gel.Ne soracaksan içerde sor.Dışarısı buz gibi.Hem bak sıcacık çayımız da var.Geç şöyle otur Hilmi beyin yanına.Hilmi bey bakınız efendim misafirimiz var.

(Genç adam sağına soluna bakar.Kadın, çerçeveyi gösterir)

GÜLİZAR:-Hilmi bey orada evladım.Sen otur onun yanına.Ben çayını getireyim.

(Delikanlı korkuyla kadına bakar.)

TOLGA:-İstemem teyze sağol.Benim acele gitmem gerekiyor.(kapıya yönelir) (resme döner alaylı biraz) Merhaba amca, hadi bana eyvallah !…

(Kadın kolundan yakalar.)

GÜLİZAR:-Hayatta bırakmam.Bir çayımı içmeden şurdan şuraya gidemezsin.Bak and verdim,ölümü gör bir çayımı iç.Sonra gidersin.Arkandan kovalayan mı var yavrum?(Çay getirmek üzere sahneden çıkar)

TOLGA:- (Çocuğa bakarak) Ne haber ufaklık?

(Kadın sahneye girer.Delikanlıyı zorla oturtur.Eline bir bardak çay tutuşturur.Kendisi de yanına oturur.)

GÜLİZAR:-İsmini bağışlar mısın çocuğum?

TOLGA:- Ben.Tolga.Teyzeciğim ben Zeytinli belediye misafirhanesini arıyordum.Bu sokakta dediler.Ben öğrenciyim de…İstanbul’dan geldim..Akşam olmadan gidip yerleşmem lazım..

GÜLİZAR:-Bırak şimdi misafirhaneyi.Öyle eğreti oturma yaslan şöyle arkana.Sırtına yastık ister misin? (seyircilere bakarak) Pek de cılızmış, bunu biraz beslemek lazım.Karnın aç mı oğlum?

(Delikanlı kalkar)

TOLGA:-Teyze Belediye konuk evi diyorum.Bilmiyorsan bilmiyorum de.Oyalama beni.(kapıya yönelir)Kadın delikanlıyı kolundan tutarak durdurur.

GÜLİZAR:-Bir dakika bekle oğlum.Sen konukevi dedin değil mi? Dur bir dakika hemen geliyorum.

TOLGA:- (Kıza bakarak) Nereye gitti ki?

NEZAHAT:- Şeyi getirmeye..Şimdi dönecek.

(Kadın hemen içeri geçer.Delikanlı kendi kendine söylenir)

TOLGA:-Neyi? Öff ne kadar küf kokuyor burası..Şimdi kokudan boğulacağım..Bu ne yahu..

(Kadın tekrar sahneye girer.Elinde antika bir tüfek vardır.Delikanlıya doğrultur.Tatlı sert bir sesle)

GÜLİZAR:-Otur bakayım yerine .Hiç bir yere gitmiyorsun.Ben gidebilirsin diyene kadar buradasın anlaşıldı mı?

(delikanlı korkuyla ellerini yukarı kaldırır…)

Sahne kararır.

-II-

Sahne aydınlanır.

(Delikanlı çerçevede donmuş olan adama sesli sesli kitap okumaktadır.Kadın da elindeki tüfeği oğlana doğrultmuş,beklemektedir.Delikanlı bir an durur.)

TOLGA:-Yahu ben niye bir fotoğrafa kitap okuyorum? Teyze Allah aşkına bırak gideyim.İşim gücüm var benim..Okulum var.. Ben o okulu kazanmak için amcaya okuduğum kitap gibi kaç kitap okudum biliyor musun? Kaç dersane, kaç özel ders, kaç kopya ile uğraştım. Hele en son onca öss cevap anahtarındaki şifreyi ele geçirirmiş kaç kişiyi nasıl geride bıraktım biliyor musun?

GÜLİZAR:-Olmaz..Gidersen bir daha gelmezsin.Gitmek yok. Burada kalıp bize arkadaşlık edeceksin.

TOLGA:-Zorla arkadaşlık mı olur yahu. Kapıları kilitledin,telefon kablosunu kestin.Özel eşyalarıma el koydun.Elinde tüfekle azrail gibi tepemdesin.Bırak gideyim teyze ne olur.Hem çocuğun yanında etüfek filan.Ne yapıyorsun sen ya? Bunamanın da bir sınırı var değl mi ama ?

GÜLİZAR:-Gidemezsin dedim ya..(Nezahat delikanlıya sokulur, delikanlı çocuğu iter) Bak Nezahat de seni çok sevdi.Gidersen çok üzülür.Hem araya laf karıştırma.Okumaya devam et bakayım.Bekletme Hilmi beyi..

(Tüfekle delikanlıyı hafifçe dürter. Delikanlı okumaya devam eder.)

TOLGA:- (Okur) Tam üç sene cephelerde bilfiil babasının katıldığı her muharebeye katılır. 70. Alay`ın simgesi olur adeta. Cephede Mustafa Kemal Atatürk`ün ve İsmet İnönü`nün de dikkatini çeker.

GÜLİZAR:- (Çocuğu göstererek) Bu bahsettiği, sevgili torunum Nezahat..

(Kapı çalınır.Tolga kapıya bakarak bağırır)

TOLGA:-İmdaat! Kadın silahlı…Beni esir aldı yardım edin imdaat!

GÜLİZAR:-Sus yoksa vururum. (Tüfeği çocuğa verir.) Nezahat, al bunu odaya götürüp kilitle.

(Çocuk, delikanlıyı önüne katar..Sahneden çıkar.Kadın kapıyı açar..Kapıda bir genç kız durmaktadır..Elinde bir adres vardır.)

SİBEL:-İyi günler teyzeciğim.Sağlık ocağı bu sokakta mı?

GÜLİZAR:-Tarif edeyim sana yavrum…..Ama sen çok üşümüşsün.Gel içeriye..Bir soluklan…

SİBEL:-Yok girmem teyzeciğim.Hangi bina gösterin bana buradan.

GÜLİZAR:- Arka tarafta kalıyor.Geç içeri pencereden tarif edeyim sana kızım…Gel… (İçeriden Tolga’nın sesi gelir)

TOLGA:-İmdaaat!!!!

(Kadın birden kapıyı kilitler.)

GÜLİZAR:-Hoş geldin evladım..Sessiz sakin yuvamıza neşe getirdin..Geç otur şöyle…

KIZ:- Niye kilitledin teyze? Çekil şuradan, aç kapıyı.

GÜLİZAR:- ŞŞŞttt.. Yaramazlık yok..Sadece biraz ahbaplık edeceğiz o kadar.Sonra gidersin yavrum..(Kız düşer bayılır)

Sahne kararır…

-III-

Sahne aydınlanır…

(Kız üçlü koltukta yatmaktadır..Delikanlı kolonya ile kızın bileklerini ovmaktadır..Gülizar yine elindeki tüfeği gençlere doğrultmuştur.Nezahat kucağında bir oyuncak bebekle oturmaktadır..Kız ayılır…)

SİBEL:-Ne oldu bana?

TOLGA:-Korkma birşey yok. Sadece deli bir bunak tarafından esir alındık o kadar…

(Sibel doğrulur, korkuyla kadına bakar.)

SİBEL:-O tüfekle ne yapacak?..Ama neden?. Ben size ne yaptım ki?

(Tolga kadına dönerek)

TOLGA:-Teyze böyle olmaz..Bırak gidelim.. Bak yeni esirin de korktu..Tek derdin sohbetse biz ara sıra uğrarız sana.. Hatta sıraya koyarız akşam suareye ben gündüz matineye bı kız gelir, hatta arkadaşlarımızı da toplar öyle geliriz.

SİBEL:- Aaa.Bu çocuk da kim? Teyze sen deli misin? Bir de çocuk mu kaçırdın?

NEZAHAT:- Ben onun torunuyum.Ben de burada yaşıyorum.

TOLGA:- Bir çocuğun karşısında elinde tüfekle olmaz ama teyze.Nasıl bir büyükannesin sen?

SİBEL:- Kısacası nasıl bir manyaksın sen?Bırak bizi Allahaşkına teyze yaa..

TOLGA: Eli tüfekli, burası da ev falan değil Guantanamo körfezi askeri üssü mübarek.Giren çıkamıyor, suçun var veya yok, no exit

GÜLİZAR:-Şştt anlayacağım dilde konuş benimle.Hem ben çok gördüm öyle bu evden gitmek için kendini yırtanları.Daha sonra ben git dedim de gitmek istemediler, zorla kovdum.

SİBEL:-Teyze sen deli misin?Suç işlediğinin farkında değil misin?

TOLGA:-Off bak yemin ediyorum ben sana her gün uğrarım..Hatta ara sıra burada bile kalırım..Ya hiç olmazsa bu kızı bırak gitsin..Ailesi merak eder…

GÜLİZAR:-Olmaz.Bırakmam…Tolga sen şimdi dooğru odana.. Biz şimdi biraz kızımızla kaynaşacağız..Yürü..

(Çocuğa döner Sibeli işaret ederek)Nezahat sen de buna göz kulak ol..(Gülizar Oğlanı odasına kilitlemeye gider..O çıkınca kız hemen kapıya koşar, açamaz..Pencereye koşar,)

SİBEL:-Kahretsin..Tek bir insan geçmiyor. (çocuğa dönerek) Hadi bana yardım et.Buradan çıkmam lazım..Lütfen. Bak yardım edersen sana lego alacağım söz ,hem de 250 parça

NEZAHAT:- Legomu? (beğenmez ) hıh sizden önce bi abla vardı , o da playstation alacağım demişti de,onu da kabul etmemiştim. Yok, oyuncak istemem ben.Çok yalnızız biz, unutulduk burada

(Gülizar girer..)

GÜLİZAR:- Rahat ol kızım.Sana kötülük yapacak değilim.Biz,Nezahat’in de dediği gibi çok yalnızız.Güzel ülkemde unutturulmaya çalışılan tarihi değerler gibi unutulduk ve unutturulduk.. Ne güzel şeymişsin sen.Adın ne bakayım?

SİBEL:-(korkuyla) Sibel..Teyze yapma.indir şu tüfeği.korkuyorum..Ya çocuğun karşısında neler yapıyorsun?

GÜLİZAR:-(tüfeği indirmeden) Bu tüfekten mi korkuyorsun? Neden? Ben senin yaşındayken Hilmi beyle birlikte Kuva-yi Milliyede, en önünde ,göğsümde çapraz fişeklik,elimde mavzerle düşman mevzilerine akınlar yapıyordum ( resme döner, mahzunlaşır) öyle diğilmi Hilmi bey? (kızgın bir anda döner sibele) korkmaaaaa!…. Dememiş miydi Mehmet Akif? Korkma çünkü günü geldiğinde genç,yaşlı,çoluk,çocuk,inek,davar bu yurdun her ferdi alır eline silahını, bulamayan baltasını-tırpanı,nı yürür topyekün dahili ve harici bedbaht üstüne….

SİBEL:-(dehşet içinde) Ta..ta..tamam teyze sakin ol.

GÜLİZAR:-Aferiin..İşte şimdi oldu.Seninle iyi anlaşacağız..Ver bakalım şimdi çantanı ve özel eşyalarını Nezahat’e…Hadi bakalım evine hoşgeldin evladım…

Sahne kararır…

-IV-

Sahne aydınlanır..

(Tolganın kollarına bir çile ip geçirilmiş..Oğlan ip çilesini tutuyor..Kız yumak sarıyor..Kadının bir elinde tüfek, diğer eliyle çayını içiyor..Ve kadın bir yandan anlatıyor..)

GÜLİZAR:-Hiç unutmam, o zamanlar 14 yaşlarında ya var ya yoktum..Hilmi bey, şehirde saklanan eşkiyaların peşinden, bazı evlerde arama yapmak için gelmişti..Sırtında üniformasıyla, atının üzerinde öyle heybetli görünüyordu ki. bir an göz göze geldik.. Atını sürdü, yanıma yaklaştı.. “Sen kimsin?” diye sordu..Dimdik cevap verdim..”Ben Gülizar komutanım.Emrinizdeyim!” dedim..etkilenmişti besbelli…

(Çayından bir yudum alır ve çerçevedeki adama dönerek devam eder..) Gerisini de siz anlatın Hilmi bey..Ben azıcık soluklanayım..(Bir sessizlik olur..)

TOLGA:-Ne yani, bu çerçevedeki resim şimdi canlanacak da size cevap verecek diye mi bekliyoruz hepimiz burda?

SİBEL:-Teyze sen gerçekten yıllardır şu resimle konuşup duruyor musun?

GÜLİZAR:-Resim değil O.Hilmi bey..Hem de kanlı canlı bir insan..Konuşabiliyor.Şarkı söylüyor..Ud bile çalıyor bize..Öyle bakmayın yüzüme..Ben bunak değilim..Vallahi o canlı..

(Gençler birbirine bakar..)

TOLGA:-Ne zamandan beri orada yaşamaya başladı bu Hilmi bey? Yaşamak için çok sıkıcı bi yer olmalı, soldan sağa 40 yukardan aşağı 55 santimlik bir alan, ben olsam patlarım vallahi (Alaylı,eliyle çerçeveyi gösterir)

GÜLİZAR:-Uzuun yıllar oluyor..Dağlarda eşkiya kovalarken vuruldu diye haberi geldi önce..Dünyam başıma yıkıldı..Sonra cenazesini getirdiler..Paramparça bir askerin cenazesi..Tanıyamadım bile..”Bu Hilmi bey değil” diye tutturduysam da beni dinlemediler..Oysa ben biliyordum gerçeği.Hilmi bey değildi

SİBEL:-Sonra ne oldu?

GÜLİZAR:-Sonra ben hep bekledim..Baharlar,kışlar geçti..Yağmurlar, karlar yağdı..Ondan hiç bir haber yoktu..Onsuz hala devam eden hayata küstüm, insanlara küstüm, kendime küstüm..Aldım şu tüfeği elime, dayadım başıma..”Siz bana gelmezseniz ben sizin yanınıza gelirim Hilmi bey” dedim ve….

SİBEL:-(merakla) Ve????

GÜLİZAR:-Ve tam tetiğe basacakken, bir el dokundu omuzuma..Döndüm baktım..Hilmi bey…Tüfeği elimden aldı..Bana sarıldı…Nefes alıyordu..Sıcacıktı..Onun kollarında hıçkıra hıçkıra ağlarken, gözlerim bu çerçeveye takıldı..Bomboştu…O an anladım ki Allah beni yanına almaktansa Hilmi beyi bana geri vermişti…

TOLGA:-Peki başka hiç kimseniz yok mu? Ya Nezahat kim? Onun yaşındakiler, evcilik,bebek , internette oyun filan oynarken bu çocuğun bu izbe yerde işi ne?

GÜLİZAR:-Yok evladım.Onun da kimsesi kalmadı.Tarih okumuyor musunuz siz?Nezahat onbaşı’yı bilmez misiniz?

SİBEL:- O da kim?

NEZAHAT:- Savaş yıllarında 70. alayın simgesiydim ben.

SİbEL:- Yok daha neler..

TOLGA:- (seyirciye doğru işaret eder) Anaa çocuk da deliymiş.

GÜLİZAR:-Durun ben size Hilmi beyle tanışmamızı anlatıyordum yarım kaldı..Savaş zamanı.. Bütün ailemi kaybetmiştim.. Hilmi bey beni onların cenazelerinin başında ağlarken gördü.. Hatırladı beni. yanına aldı..Bir süre onlarla birlikte silah kuşanıp ben de dağlarda düşman kovaladım..Nezahat’i de o yıllarda tanıdım..Sene 1921 filandı..

SİBEL:-Yuh..

GÜLİZAR:-Savaş sona erdiğinde Hilmi bey beni götürüp yatılı kız mektebine yazdırdı.Orada bırakıp gitti..Giderken yüreğimi de götürdüğünün hiç farkında olmadan…

SİBEL:- Sonra?

GÜLİZAR:-Sonra bir gün geri döndü.”Benimle evlenir misin Gülizar?” dedi…O an kollarında düşüp bayılmışım saadetten…Derken evlendik…Allah çocuk vermedi bize..Ne biz evlat yüzü görebildik, ne de buncağız ana-baba gördü.(Çocuğu işaret eder)

TOLGA:- Bu çocuk kimin?

GÜLİZAR: İstanbul işgal altındayken, annesini veremden kaybetmiş Nezahat…Babası Albay Hafız Halit Bey ile cepheden cepheye koşuyordu.Savaş yılları tabii..2.İnönü savaşının içindeydik o zamanlar..Nezahat savaş bitip de ben tamamen yapayalnız kaldıktan sonra bir anda ortaya çıktı…”Ağlama, sen bana ana ol, ben sana evlat olayım” dedi..

SİBEL:-Biz de yedik! İyi de teyze.Bu hesaba göre sizler neredeyse 100 yaşındasınız.

TOLGA:- Teyze anlaşılan o ki, sen fazla kitap okumuşsun..Okumuş okumuş kendini kaptırmışsın..Çocuğu da ziyan etmişsin..Yazık bu çocuğa.

GÜLİZAR:- Öyle deme evladım..Hiç birimize yazık olmadı…Bizler severek, isteyerek öldük bu vatanın uğrunda..Çok zor yıllardı..Gülizar 9 yaşında..Ben 14..Elde yok avuçta yok..Cepheden cepheye koşuyoruz.. Türk askeri Yunan saldırıları karşısında zor anlar yaşıyor..Kaç canı ellerimizle bu topraklara verdik sayamadım bile..

TOLGA:-(Resme bakarak) Ne yani sizler kaç Yaşındasınız ki?Teyze biraz usturuplu at Allah aşkına ya..

GÜLİZAR:- Bizler yarım kalmış hayatların insanlarıyız oğlum..Yaşayamadıklarımızı, yitirdiklerimizi aramak için döndük.

SİBEL:- Tek bir kelimesini anladıysam ne olayım..

TOLGA:- Tırsmaya başladım ben. !Anaa Dede de çok sert görünüyor

GÜLİZAR:-Tırsma evladım, bakma öyle sert başgardiyan gibi göründüğüne, yumuşacıktır kalbi(resme sevgi dolu bakar.Kız öfkeyle ayağa fırlar)

SİBEL:- Yeter! Tamam bak bu kadar sizi eğlendirdiğimiz yeter, bu hortlama geyiği de sıkmaya başladı iyice . Gidiyorum ben

GÜLİZAR:- (olduğu yerde tüfeği doğrultur)Yyiyorsa git, Alimallah senide katıveririm bizim aleme

SİBEL:-Lütfen teyzeciğim ne olur..Bak benim de bir annem babam var.Meraktan ölmüşlerdir.Polise gitmişlerdir.Ortalık ayağa kalkmıştır. Bırak gideyim.Nezahat söyle büyükannene bizi bıraksın..

NEZAHAT:- O sizden zor bir şey istemiyor ki..Sadece biraz sohbet edelim,bu ev biraz insan yüzü görsün istiyor..Hep burada kalmayacaksınız..sonra bırakacak sizleri.

GÜLİZAR:-(Tüfeği kıza doğrultarak,ve öteki eliyle de terliğinin tekini çıkarıp tehditkar bir şekilde sallayarak) Ne o yemedi mi?.Yürüyün bakalım odanıza cezalısınız ikiniz de

TOLGA:-Ama ben bir şey dememiştim ki.Ben niye cezalıyım?

GÜLİZAR:-Aman ne bileyim cezalısın işte yürü haydi.Hem de katıksız hapis cezası.(gençler korkuylai kaçarcasına çıkarlar)Nezahat yürü kızım biz de odamıza gidelim.(Onlar da çıkarlar)

(Birkaç saniye sonra perde aralığından önce Tolganın başı görünür..Biraz alt kısmından Sibel’in kafası çıkar..Sağa sola bakınırlar..Sahne boştur..)

TOLGA:- Hayret..Manyak Teyze yok

SİBEL:- Bu mucizeyi değerlendirelim..Yürü..

(Sessiz ve ağır adımlarla sahneye girerler..Kapıya yönelirler..Tolga elini kapıya atar..O anda çerçevedeki Hilmi bey canlanır..Parmağını tehditkar bir biçimde sallayarak gençlere bakar)

HİLMİ BEY:- Nereyeeeee!! Geriye dön ! odalarınıza marş marş !

(Gençlerin ödü patlar..Çığlık çığlığa kaçarlar,tekrar perdenin arasından kaybolup,odalarına koşarlar…)

Sahne kararır..

-V-

Sahne aydınlanır…

(Kadının elinde tüfek, gençlere doğrultmuş.Çocuğun elinde çatal.Tabaktaki pastayı bir oğlana, biz kıza yediriyor..)

SİBEL:- Teyze bu evde neden her şey küf kokuyor? Verme, istemiyorum. Kusacağım..

GÜLİZAR:-Ağzın doluyken konuşma.Hem kusarsan gebertirim..Evet Tolgacım sen devam et..

TOLGA:-Sonra annem ve babam boşandılar.Zannediyordum ki beni paylaşamayacaklar.Ama yanılmışım..Mahkemede ikisi de beni istemediler.. çocuk aklımla bir anda kendimi çok gereksiz ve yapayalnız hissettim..

GÜLİZAR:-Ondan sonra mı dayınlarla yaşamaya başladın?

TOLGA:-Evet..Ama bu benim kendi tercihim değildi.Annem Amerika’ya gideceğini bahane ederek, beni dayıma emanet etti.Sonra da hiç arayıp sormadı.Sonra da üniversite maceram başladı.Kendi yağımla kavrula kavrula geldim bugünlere..

(Çocuk bir çatal pasta da Tolga’nın ağzına tıkar..)

GÜLİZAR:-Sibel sen ne zaman başlayacaktın hastanedeki görevine?

TOLGA:-Teyze bu pasta çok küf koku…

GÜLİZAR:- Sus.Ve ye.Hem de çok beğenerek ye..

TOLGA:- Peki teyze..Öğğ..Çok güzel..

SİBEL:-Size rastlamasaydım, bugün yolda olacaktım..

GÜLİZAR:-Tek başına ? Taa kaz dağının tepesindeki o köyde? Bana deli diyene bak ?

SİBEL:-Lojman ayarlanmıştı bana.Ah teyze sen ne yaptın?Kimbilir orada benim yolumu gözleyen kaç tane kadıncağız vardı.Hiç bir ebenin gitmeye cesaret edemediği garip bir köydü orası..Ben oradaki hastalara umut olacaktım..

GÜLİZAR:-Gidersin yavrum.Ben hele bu akşam Hilmi bey’le, Nezahat’le bir konuşayım..Onları da ikna edersem seni belki bırakırım..

TOLGA:-Ya ben? Teyze bırak bende gideyim be! Söz bak ne polis ne candarma ne savcı ne hakim, hadi benim tatlı teyzem bırakta gideyim bende

(Kapı vurulur..)

GÜLİZAR:-Kapı..duydunuz değil mi?Kapı çalınıyor… (Gençler bir ağızdan bağırmaya başlarlar..)

-İmdaaat!! Kurtarın bizi…..

GÜLİZAR:- (Yine terliğinin tekini çıkartıp tehditkar bir biçimde sallayarak)Susun bakayım..Çok ayıp..Çabuk odanıza.Sesinizi çıkartırsanız gebertirim.

(gençleri odalarına gönderir…Nezahat’e bakarak.)

GÜLİZAR:- Bozuk bir tüfekle onları ne güzel kandırıp korkutuyoruz.Ne güzel şaka yapıyoruz.Ne güzel oynuyoruz değil mi Nezahat’çığım?

NEZAHAT:- Evet ben çok eğleniyorum büyükanne..Çok güzel oyun bu..Kapıyı açmayacak mıyız?

GÜLİZAR:- Ah evet..Bakalım bizim küçük eğlencemize katılmak üzere şimdi kimler gelmiişş.

(Tüfeği koltuğun arkasına saklar..Kapıyı açar…Elinde silahla bir adam dalar içeri…Diğer elinde bir çanta vardır..)

HAMZA:-Kıpırdama..Çekil..Kapat kapıyı..Sesini çıkartma yoksa gebertirim..Çocuk sen de gıkını çıkartma.Şakam yok..

(Kadın ve çocuk ellerini kaldırırlar..)

GÜLİZAR:-Gel gel..Hoşgeldin çocuğum..Ne o? Biri mi kovalıyor seni?Ah evladııım..Çok koşmuşsun sen..Geç şöyle otur..Bir su getireyim..

(Adam şaşkın şaşkın kadına bakar..Biraz tereddüt ettikten sonra silahını kadına doğrultur..)

HAMZA:-Sus be kadın….Konuş,bu evde sizden başka kimse var mı?

(Hamza konuşurken Gülizarın üstüne doğru yürür, Gülizara konuşma sırası geldiğinde de Gülizar Hamzanın üstüne üstüne yürüyerek cevap verir.Gülizar silahtan korkmamaktadı.konuşurken hamzanın silahına dokunur, hatta bir ara parmağını namluya sokar, parmak namluya sıkışır.Çekerek zorla çıkartır.)

GÜLİZAR:-Susayım mı konuşayım mı karar ver be oğlum

HAMZA:-Başka kimse var mı?

GÜLİZAR:-Yoo..Hilmi bey, Nezahat ve ben..Başka kimsem yok..

HAMZA:-O dediğin adam nerede?

GÜLİZAR:-İlahi oğlum nerde olacak.Çerçevenin içinde işte.Görmüyor musun?

HAMZA:-Manyak mısın teyze..Aman be neyse..Paran pulun var mı ?Bu ev senin mi?

GÜLİZAR:-Var yavrum..Ne kadar lazım getireyim..Bu arada ev rahmetli kayın pederimden kaldı bize..Burayı satmam için çok uğraştılar..Karşılığında 4 daire vermeyi teklif etti müteahhit..Ama Hilmi bey sattırmadı..

(İçeriden gençlerin sesleri gelir…)

-İmdaaaatt! kurtarın bizi….

(Adam şaşkın şaşkın bakınırken kadın adamın silahını kapar..Adama doğrultur…)

GÜLİZAR:-Aman iyi bari..bu silah küçükmüş..Tüfeği taşımaktan kolumda derman kalmamıştı.(Seyircilere dönerek)Üstelik de bozuk bir tüfek….Sinek bile öldüremiyor…Ne iyi ettin de geldin oğlum..Geç otur şöyle.Hoşgeldin..Üzerinde telefon,bıçak,tabanca ne varsa çıkart şu sehpanın üzerine koy bakalım.Şu çantanı da ver..Hadi evladım….Hoşgeldin evine..

Adam korkuyla ellerini kaldırır..

Sahne kararır…

-VI-

Sahne aydınlanır..

(Hamza,Sibel,Tolga, Nezahat yerde oturmuş kağıt oynamaktadırlar..Kadın elinde silahla koltukta onları izler..)

NEZAHAT:- Büyükanne..Hamza abi kağıt çalıyor…

HAMZA:- Sus lan velet..

GÜLİZAR:- (öteki eliyle terliğin tekini çıkartıp sallayarak)Hamzaaa.Rahat dur..Bak terlik geliyor kafana..Hadi, devam edin çocuklar..Aferin..

SİBEL:-Bu nasıl bir saçmalıktır ya..Silah zoruyla iskambil oynuyoruz.

GÜLİZAR:-Sus..Mızıklama..Eğlen bakayım.. yoksa vururum..

TOLGA:-Tamam teyze kızma..Çok eğleniyoruz biz..

HAMZA:-Sen nasıl bir manyak çıktın teyze..Ne yapmaya çalışıyorsun..Hiç mi uyumayacaksın?Hiç mi arkanı dönmeyeceksin?Hiç mi boş bulunmayacaksın..Bak yemin olsun ilk fırsatta ben seni geberteceğim bilesin….

SİBEL:- Ben geleli ne uyudu, ne tuvalete gitti..Ne bir an gaflete düştü..Böyle cin cin bakıyor, o bakmazsa Hilmi dede bakıyor

TOLGA:- Çişi bile gelmiyor yahu..

GÜLİZAR:-Nezahat koş çabuk içeriden acı biberi getir..Hepsinin ağzına sür..Bir büyükle nasıl konuşulacağını öğrensin bu haylazlar…..

HAMZA:-Hele bir denesin..Onu da gebertiveririm..Hele sen teyze..Hele sen…Sen artık bir ölüsün…Bak ben sana neler edeceğim..

GÜLİZAR:- (Bir kahkaha atar) Ben zaten ölüyüm evladım…

SİBEL:-Hangi birinizden korkacağımı şaşırdım..Hepinize lanet olsun be..

HAMZA:-(Kıza bakarak) Şştt..Alooo…Adam ol..Boğuveririm seni..

TOLGA:-(Kızın önüne siper olarak)Sen kimi boğuyorsun be? Katil misin lan sen?

HAMZA:- E Eveeett..,

GÜLİZAR:-Hey çocuklar durun..Yaramazlık etmeyin..Hilmi bey hiç sevmez böyle şeyleri..

HAMZA:-Ulan sana da…Hilmi beye de… (Bir anda döner ve kadının elindeki silahı kapar…Gençler korkuyla fırlarlar..oğlan kızın önüne siper olur.Gülizar en öne geçip hepsine birden siper olur.İki kolunu yanlara açar..Herkes ellerini kaldırır…)

HAMZA:-Hanginizden başlayayım ulan? Söyleyin..Hanginizden?

TOLGA:- (Gülizarın kolunun altından başını uzatarak)Saçmalama..Aç şu kapıyı da hep birlikte çıkıp canımızı kurtaralım..

HAMZA:-Yok ya..Hepiniz beni tanıdınız..Sağ bırakır mıyım?.(Tolga’ya)Hele sen, gammaz bi tipin var zaten.Teyze,dokunmadın di mi içindeki paralara? Koş dedim sana velet….Çabuk..

GÜLİZAR:-Dur oğlum İki ayağımı bir pabuca soktun..Ben senin çantanı nereye koyduğumu hatırlamıyorum bile..

HAMZA:-Çantam diyorum kadın…Bak sıkarım kafana..Şu sokak kapısının anahtarını da getir..

(Arkası resim çerçevesine dönüktür..Bir anda çerçevedeki Hilmi bey canlanır..Adamın kulağını tutar ve çekmeye başlar..Sibel ve Tolga korkuyla çığlık atarlar…Hamza arkasını döner, Hilmi beyi görür,şok geçirir, düşer bayılır…

Sahne kararır..

-VII-

Sahne aydınlanır…

(Sahne boştur..Hilmi bey yine çerçevenin içindedir.. Kapı çalınır..Çalmakta olan kapıya doğru bakar..)

HİLMİ:- Gülizar hanım..Kapı…(Gülizar sevinç içinde sahneye girer…Kapıya yönelir..)

GÜLİZAR:- Geldim geldim…(Gözü çerçevedeki resme takılır) Hayırlı sabahlar efendim..Siz de zilin sesine mi uyandınız?(Kapıyı açar..Kapıda iki polis memuru vardır…)

POLİS1:Günaydın teyze..içeri girebilir miyiz?

GÜLİZAR:-Tabii evladım lütfen buyurun…Gir çocuğum sen de..Geçin geçin..Rahat edin..

POLİS2:-Birini arıyoruz teyze..Bak şu resimdeki adamı hiç gördün mü?

(Kağıtta bir çöp adam resmi vardır.Kadın resme bakar..)

GÜLİZAR:- Aaaa..Hamza…

Polisler bir ağızdan:- Nee? Gördün mü?

GÜLİZAR:-Ne yapmış bu adam?

POLİS1:-Banka soyguncusu..Soygundaki ortağını da vurarak, soygun paralarıyla birlikte kaçtı..En son buralarda görülmüş..

GÜLİZAR:- Bak edepsize..Ben onun kulağını çekerim evladım.. Hatta ağzına biber bile sürerim.

POLİS2:- Boş boş konuşma teyze, acı biberle kulak çekmeyle olurmu ?.Adam nerde onu söyle…

GÜLİZAR:-Ben size birer çay getireyim..Rahatınıza bakın..Hemen demlerim..

POLİS2:-Ne çayı teyze..İşimiz gücümüz var bizim..Adam nerde, onu söyle sen..

GÜLİZAR:-Cevap alınca hemen gidecek misiniz?

POLİS2:-Yok önce yemek, sonra kahve, iskambil de oynarız çayına çorbasına, hatta yatıya da kalırız belki. Tövbe tövbe. Tabii ki gideceğiz..Haydi oyalama bizi .Adam nerede?

GÜLİZAR:-Burada olabilir dee, olmayabilir de..Yani aslında ben bu Hamzayı sarımsaklasam da mı saklasam, sarımsaklamasam da mı saklasam bilemedim.

POLİS1:-Teyzeciğim zamanımız yok.Sen hele bize teslim et,biz onu sarımsaklı da yeriz sade de.Hadi söyle artık Hamza nerde?

POLİS2:-Bak kafam atıyor..Haydi meşgul etme bizi..

Birden içeriden Hamza,Sibel ve Tolga’nın sesleri gelir..

-İmdaaat! Kurtarın bizi….

(Polisler şaşırırlar..silahlarına davranırlar…Gülizar daha atik davranır, sabahlığının cebindeki silahını çıkarır..Polislere doğrultur…)

GÜLİZAR:-Hiç niyetlenmeyin..Atın silahlarınızı yere..Çekilin..Geçin şöyle köşeye…Kıpırdamayın vururum…

POLİS1:- Neeee! Dellendimi teyze?

POLİS2:- Haydaaa!

Silahlarını yere bırakırla..ellerini kaldırırlar..

Sahne kararır…

-VIII-

Sahne aydınlanır…

(İki polis,Hamza, Sibel, Tolga parmak uçlarına basa basa sahneye girerler..Kapıya yönelirler..Hamza öndedir..)

HAMZA:-Şşştt…Sessiz olun…(Kapıyı kurcalamaya başlar…) Ben ne kasalar soymuş adamım..Bu kapıyı mı açamayacağım?

POLİS2:- Not alıyorum bu itirafını.Konuştuğun her şey alehinde delil olarak kullanılacak.Avukat tutma hakkın var.Tutamıyorsan devlet sana bir müdafi tayin edecektir.. Ne diyorum ben ya?

POLİS1: Amirim susun isterseniz.

HAMZA:- Anaaa iki ucu boklu değnek..Dur lan.Ben niye Bu aynasızları kurtarayım ki..Vazgeçtim..Dönün odalara…

POLİS1:- Durun sakin olun..Tamam lan..Aç sen kapıyı..Bu yardımını da not alıyoruz merak etme..Bizim de sana iyiliğimiz olacak..

SİBEL:- Dede hortlamadan aç şu kapıyı çabuk…

POLİS2:- Aptal aptal konuşma.Hortlak diye bir şey yoktur.

HAMZA:- Var var..Kız doğru söylüyor..O resimdeki dede hortlak

POLİS1:- Saçmalamayı bırakın da..Hadi aç şu kapıyı..

(Resimdeki Hilmi bey canlanır…Çerçeveden çıkar..)

HİLMİ BEY:- Siz kime hortlak diyorsunuz saygısızlar….Çekilin bakayım o kapıdan..Çabuk odalarınıza gidin densizler…

(Hepsi korkuyla, çığlık çığlığa kaçarak sahneden çıkarlar..)

Sahne kararır

-IX-

Sahne aydınlanır

(Sibel Tolga.Hamza ve iki polis memuru koltuklara oturmuşlar..Kadının elinde silah,en köşede herkese doğrultmuş silahı…)

GÜLİZAR:-Ee polis oğlum sen anlat..Evli misin?Nerelisin?Çoluk çocuk var mı?

POLİS1:-Bekarım teyze..Yeni başladım mesleğe..Sayende de başlamadan bitecek gibi meslek hayatım…

GÜLİZAR:-Öyle deme evladım..Eee? nerelisin?

POLİS1:Adana’lıyım teyze.…

GÜLİZAR:- (2. polise dönerek) Ya sen evladım?Sen nerelisin? Evli misin bekar mısın?

POLİS2:-La havle..Sana ne be kadın…

GÜLİZAR:- (Terliğini çıkarıp tehditkar bir biçimde sallayarak)Yavrum adam gibi cevap ver de patlatmayayım kafanı..Sana bir şey sorduk di mi?

POLİS2:- Evliyim.. Çoluk çocuk sahibiyim..Ne olacak?

GÜLİZAR:-Eee?Anlat çocuğum tek tek sordurma..Nerelisin?

POLİS2:-Bursa’lıyım ne olacak?Ya sen ne yaptığının farkında mısın teyze?Bu kadar insanı rehin alıp da nereye kadar tutacaksın?

HAMZA:-Hiç olmazsa beni bırak teyze kurban olayım..

POLİS2:-Konuşma lan..Sen tutuklusun..Şu anın tadını çıkar, bir daha dışarıyı göremeyeceksin..

HAMZA:- (Alaylı)Ay çok korktum..Hiç birimiz buradan çıkamayacağız..Bu manyak hepimizi öldürecek….Lanet karı ne uyuyor, ne arkasını dönüyor,ne bir açık veriyor..Bu manyak biraz dalsa, bu sefer de, şu çerçevedeki hortlak yardım ediyor..

POLİS2:-Hortlak mortlak yok.Deli numarası yapma.Biz o an hayal gördük..Stresten bir anda resim canlandı zannettik…

SİBEL:-Ama bu doğru….O dede sahiden hayalet…Vallahi horum horum hortluyor.

HAMZA:-Benim kulağımı çekti be..

TOLGA:-Ben bu sabah odamdan çıktım..Bu pencereyi açtım..Aşağı inmeyi deneyecektim…..Birden canlanıp arkamdan dolanmış.Enseme öyle bir şaplak attı ki, az daha altıma kaçıracaktım. Eli de öyle ağır ki .

POLİS1:-Amirim bunların sinirleri bozulmuş..Kim bilir kaç gündür burada kapalılar yazık…Hayaller görüyorlar artık..

POLİS2:- Evet evet..Hayaldi o..

POLİS1:- Gerçi biz de gördük ama..Neyse orasını boşverin.Hayaldi ..

GÜLİZAR:-Hilmi bey hayalet değil..terbiyesizlik etmeyin.Sizin benim kadar canlı o…(resme döner) öyle değil mi Hilmi bey? Hem siz onların kusuruna bakmayın..Cahil çocuklar..(Resimdeki adam donuktur.tepki vermez..)

POLİS2:-Hepiniz manyaksınız.Kim bilir bu kadın sizlere neler içirdi de hep beraber halisülüsyum görüyorsunuz..

TOLGA:- Sanki bizim gördüğümüzü sen de görmedin..

POLİS1:-Amirim halisünasyon olmasın o?

POLİS2:- Sus..Bana itiraz etme..

HAMZA:-Abi valla billa ara sıra hortluyor bu..

POLİS2:- Bir ara bana bile öyle geldi..Ama göz yanılmasıydı o..Teyze bir müsaade et benim şuna kelepçeyi takmam lazım..

HAMZA:-İzin verme teyze.Sanki buradan kaçacak durumum mu var?

POLİS2:- (Arkasındaki kelepçeyi çıkarır kadına gösterir) Takayım mı teyze?

GÜLİZAR:-Takma evladım..Bizler burada aile gibiyiz..Hatta aileyiz..Sizler kardeşsiniz.Affet gitsin..Yapmış bir cahillik..

HAMZA:- Yürü be teyze, kim tutar seni…

POLİS2:- Adam banka soydu teyze..Üstüne bir de cinayet işledi.. Fırsat bulsa sana bile tecavüz eder, kendine acımıyorsan şu kızcağızlara acı (Hamza pis pis sırıtarak bıyıklarını burar)

GÜLİZAR:- Çok kötü şeyler yapmış.. Hamza özür dile de affetsin hadi.

POLİS2:-Aloo, teyzee !…. Banka diyorum, soygun diyorum, bak cinayet diyorum, yediden 70 e her türlü tecavüz diyorum ohooo kime diyorum

POLİS1:-Yahu teyze, hepimizi neden burada tutuyorsun?Amacın ne?

GÜLİZAR:- Biz çok yalnızız oğlum..Sadece etrafımızda insan sesi,insan nefesi olsun istedik..Kimsenin ne canını yaktık, ne bir zarar verdik..

POLİS2:-İyi de ne zamana kadar bizi burada tutabilirsin?Bak burada kaç kişiyiz..En sonunda bir fırsatını bulup seni etkisiz hale getireceğiz..

GÜLİZAR:-Farzedelim ki öyle oldu.Biz cezaevine girdik..(Bir kahkaha atar) Gerçi hiç mümkün değil ama.. Her halukarda yalnızız.. Bırakın şu kalabalığın biraz daha tadını çıkartalım çocuklar..

POLİS1:- Bu çocuk kim?Anası babası merak etmiyor mu O’nu? O’nu da mı kaçırdın?

NEZAHAT:- Ben onbaşı Nezahat..

POLİS2:- Al sana bu da manyağın küçük versiyonu..

POLİS1:-Yahu teyze canın kalabalık çektiyse müsaade et seni biz bi maça götürelim, elinde dev Galatasaray bayrağı, ardında bir sürü insan, hem de, kalabalığın en alası. Hatta amigo yaparız seni. Bey amcayı da götürürüz çerçevesiyle. Olmadı Çin’e göndeririz seni, en baba kalabalık orda, bir buçuk milyar.(parmaklarıyla kum gibi işareti yapar)

TOLGA:-Bunları ben de denedim, hiç işe yaramadı..Yemedi yani..

POLİS2:- (Tolgaya dönerek) Kes sesini

SİBEL:-Ona bağırma…

POLİS2:-Sen de kes sesini..

TOLGA:- Ona bağırma…

POLİS2:- Susun be..

TOLGA-SİBEL:- (Bir ağızdan) Bize bağırma..

POLİS2:-Ulan sizin…

GÜLİZAR:- Kavga yok..Hepiniz kardeşsiniz dedim ya size aaa

HAMZA:- Ben hala karar veremiyorum teyze. Gitmek mi bana daha hayırlı kalmak mı?

POLİS2:- (Hamzaya dönerek) Kes be sen de

GÜLİZAR:-Sanki hepimiz bir aileymişiz..sizler çocuklarımmışsınız…Hep birlikte beni ziyarete gelmişsiniz…

SİBEL:- (aksi aksi) Sanki evcilik oynuyoruz…

TOLGA:- (Sibel’e) Şşşttt..

GÜLİZAR:-Ama biz böyle hayal etmemiştik…Sanki bir şeyler yanlış..Sizler bizi sevmiyorsunuz…Biz böyle istememiştik ki…

POLİS2:- Ha şunu bileydin…

HAMZA:-Ya elinde silah, dikilmişsin tepemize Azrail gibi..neyini sevelim senin?

GÜLİZAR:-Hepiniz böyle mi düşünüyorsunuz.?

Hepsi bir ağızdan:- Evet…

(Hamza bir anda çocuğu yakalar..Boynuna kolunu dolar..…)

HAMZA:- Aç şu kapıyı yoksa çocuğu gebertirim…

POLİS1:- Sakın..Bırak çocuğu..

HAMZA:- Ver bakalım silahı.Ver yoksa çocuğun boynunu kırıveririm.

(Kadın silahı Hamzaya verir.Terliğinin tekini çıkarır, silah gibi sallar..)

HAMZA:- Aç kapıyı teyze..Ve çantamı da getir..Hemen…

NEZAHAT:- Dede yardım et..

HAMZA:-: ( Resme döner..) Dede sen de otur oturduğun yerde..Valla kırıveririm gebertirim çocuğu

POLİS2:- Sen hele bir ona zarar ver..

GÜLİZAR:- Hamza kaşınma evladım..Bırak onu…

(Çerçevedeki resim canlanır..Hilmi bey çıkar çerçeveden…)

HİLMİ BEY:- Sen eceline mi susadın be adam? Derhal bırak çocuğu….

(Hamza üç el ateş eder Hilmi bey’e…Hilmi beye hiçbir şey olmaz.Hamzanın üzerine doğru yürümeye devam eder.Hamza korkar..Düşer bayılır…Gülizar onu kaldırıp koltuğa oturtur.Diğerleri çığlık çığlığa birbirlerine sarılırlar..)

POLİS1:- Amirim benim gördüğümü siz de görüyor musunuz?

POLİS2:- Evet.Yani ben gayet saçma sapan bir şey görüyorum şu anda..

HİLMİ:- Korkmayın.Benden sizlere bir zarar gelmez..Çocuğa bir şey olmazdı ama kurşun sekip sizleri yaralayabilirdi. kimseyi korkutmak istemem.Ben çok gerekmedikçe hareket bile etmiyorum kimse korkmasın diye.

POLİS1:- Amirim ben galiba korkuyorum

POLİS2:- Korkma.Biz burada uyuduk kaldık..Şu anda salak bir rüya görüyoruz.Birazdan uyanacağız..

POLİS:- Başüstüne amirim..Rüya.Evet ben de şu anda kabus görüyorum.

(Bir an sessizlik olur….)

GÜLİZAR:- Pekala..Gitmek mi istiyorsunuz?

Hepsi bir ağızdan

-Evet..

HİLMİ:-Evet..Onları serbest bırakalım Gülizar hanım..

(Hepsi şaşırırlar…Tolga ve Sibel sevinçle birbirine sarılır…)

Hepsi bir ağızdan.-Yaşa sen dede…

HAMZA:-Dede gözünün yağını yiyeyim bir tek beni bırak, gerisi kalsın sizinle…

POLİS2 :- Sen hiç konuşmaaa..

GÜLİZAR:- Yarın sabah her biriniz evlerinize dönebilirsiniz çocuklar…

TOLGA:- Niye yarın sabah? Bırak şimdi gidelim ne olur..

HAMZA:-Etme ne olur.. Bir tek beni bırak..Bunlar beklesin sabaha kadar neolur

Sibel:- (Hamza’ya) Aptal aptal konuşma..Ya da konuşacaksan da kendi adına konuş..

GÜLİZAR:- Hiç birinizi ayırmam..Hepiniz evladım gibisiniz..Anca beraber, kanca beraber..

NEZAHAT:- Aslında.. Gitmeseler olmaz mı büyükanne.. Bari birkaç gün daha kalsaydılar..(Herkes çocuğa hareketlerle tepki koltuktaki yastığı fırlatacakmış gibi çocuğa sallar.Çocuk korkar,büyükannesine sokulur)

GÜLİZAR:- Üzülme kızım.Onlar gider, başkaları gelir..

HAMZA:- Beni ayır teyze..Ben kötüyüm..Hırsızım..Katilim…Hay Allah kahretsin beni..Öğğkk..At beni sokağa..Bak bunlar kalsın..İyi bunlar..Bas bağrına hepsini otur burada..

GÜLİZAR; Sen sus Hamza! Yoksa geliyor son yardım.

HAMZA:O da ne be?

GÜLİZAR:Hani var ya? Zeytinli camiinden ikindiyi müteakip hoca önderliğinde allahuekbeeer,(başını sola çevirir) eselamunaleykum ve rahmatullah (başını sağa çevirir) eselamunaleykum ve rahmatullaaaah (sertçe alaylı) yallaaah….

HAMZA:Son yardım bu mu teyze? Yardım deyince zannettim ki üç beş kuruş toka edeceksin

GÜLİZAR: Dur daha devamı var. Eyyyy camaati müslimiiin merhumu nasıl bilirdiniiiz? diye soracak hoca.Cemaat şöyle cevap verecek.

NEZAHAT. Hırsız

TOLGA:Soyguncu

POLİS1:Sapık

Polis 2:Katil

Sibel.: Tecavüzcü

HAMZA: Yuh bee, bıraktığımız mirasa bak, hiç mi iyi diyen yok, (resme döner )ya sen bey amca?

(Resim manalı manalı gülümser sadece.Eliyle işaret yapar.baş parmağıyla yeri gösterir) Tamam be şu hale bak resim bile anlamış ne bok olduğumu….

GÜLİZAR: Pekala.Eğer çok istiyorsanız, yarın sabah gidebilirsiniz çocuklar.

POLİS1:- Neden yarın sabah?Neden şimdi değil?

GÜLİZAR:- Çünkü bir şartım var…

Hepsi bir ağızdan..

-Nedir?????

GÜLİZAR:- Ben silahımı bırakacağım..Sizlere yemekler yapacağım…Bu gençleri dizlerime yatırıp saçlarını okşayacağım…Sizler bizimle sohbet edeceksiniz..Nezahat’e masallar anlatacaksınız. Bıkmadan, kızmadan.…Sadece şu andan, yarın sabaha kadar…Kabul mü?

HAMZA:- Benim yemek olayına itirazım var..Yemekler küf kokuyor..Sen yapma teyze.Dışardan söyleyelim. Mesela bana bi buçuk adana bol zerzevatlı (gözler çakmak çakmak)(Herkes Hamza’ya ters ters bakar)

TOLGA:- Teyzeciğim insaf et zaten hepimiz gerildik..Şu hortlaktan da korkuyoruz..Artık daha fazla eziyet etme neolur..

HİLMİ:- Bir daha bana hortlak dersen seni tutar duvara yapıştırırım çocuk..

TOLGA:- Tamam dede. Kızma.Lafımı geri aldım.

POLİS1:- 24 çok..bari 12 saat olsun…ben 12-24 çalışıyorum teyze

GÜLİZAR:- Pazarlık yok.. Tamam mı?Anlaştık mı?

POLİS1:- :-Sana evet dedikten sonra silahı indirdiğin anda hepinizi etkisiz hale getirebiliriz..Bunu düşünemiyor musun?

HİLMİ:- O dediğin biraz zor evladım.

POLİS1:- Pardon dede.Ben sizleri normal insan olarak şey ettim de bir an..

HİLMİ:- Gülizar hanımı duydunuz.Bizler, sizlerden çok zor bir şey istemiyoruz.

GÜLİZAR:- Çocuk için.Çocuğun hatırı için.Sadece 24 saat.

(Bir sessizlik olur)

TOLGA:-Amirim .Sadece 24 saatlik bir aile ortamı..Bundan daha masum bir istek duydunuz mu?Onları kandırmayalım…Sabaha kadar hepimiz dayanabiliriz.

SİBEL:- Bu lanet yerden kurtulmak için sana anne bile derim..Yeter ki bitsin artık bu eziyet..

GÜLİZAR:- O halde dinleyin…Hepiniz güçlü kuvvetli,akıllı gençlersiniz..Silahımı indirdiğim anda buradan kurtulabilirsiniz.Bakın bu isteğim sizden değil, vicdanınızdandır… İnsafınıza sığınarak bırakıyorum silahı…

(Kadın yavaş yavaş silahı yerine bırakır…Herkes hareketlenir.Sanki kadının üstüne atlayacaklarmış gibi bir poz alırlar.Öylece sahne donar.)

Sahne kararır…

-X-

Sahne aydınlanır….

(Sibel Nezahat’in saçlarını taramaktadır..Hamza’nın dizlerinin üzerinde bir tepsi..tek eliyle pirinç ayıklamaktadır…Diğer elinden polis2’nin eline kelepçelenmiştir…Polis2 diğer eliyle bir gazetenin bulmacasını çözmektedir..Tolga elinde çay tepsisiyle sahneye girer..Herkese çay ikram eder, bir bardak çayı da Hilmi beyin resminin önüne koyar)

TOLGA:-Buyur dede çayın, hakiki paşa çayı afiyet olsun dedeme …(Hilmi bey çerçevenin içinden uzanıp çayı alır ve içmeye başlar…Polis1 elinde kontrol kalemiyle sahneye girer..)

POLİS1:- İçerideki prizi tamir ettim ana…Başka bozuk bir şey var mı?

GÜLİZAR:-Bir de banyonun ampulu yanmış,onu değiştirir misin güzel oğlum?

POLİS1:-Hemen … (Tekrar sahneden çıkar)

(Hamza pirinç ayıklamayı bitirmiştir…Tepsiyi uzatır)

HAMZA:-Ana buyur….Pilav tavuklu olacak bak söz vermiştin…Ha , bir de mümkünse küf kokmasın..

GÜLİZAR:-(tepsideki pirinçlere bakar)biraz taşlı olmuş ama neyse ..Gör bak parmaklarını yiyeceksin…(Tepsiyi alır,çıkar…perdenin arkasından seslenir) Sibel! Ekmeğimiz yok güzel kızım..Bir koşu bakkaldan alıp gelir misin?Nezahat de seninle gelsin..

SİBEL: Tamam alırım…

(Gülizar cebinden bozuk para çıkarır..Parayı kıza uzatır.Kız paraya bakar…)

SİBEL:- Bu ne teyze?

GÜLİZAR: 1 mecidiye

SİBEL: O ne be?

GÜLİZAR: Para kızım, Sultan abdulmecidin umdelerinden

SİBEL:Kimlerden kimlerden? Aman neyse, onları zaten tanımam etmem, bende para olacaktı alırım ben

(POLİS1:- (Sahneye girer..) Ampul de tamam..şimdi ne yapayım?

GÜLİZAR:- Al salataya yardım et..(doğranacak salatalık ve domateslerin bulunduğu tabağı ve salata bıçağını uzatır.tekrar mutfağa koşar)

TOLGA:- (Resme bakarak) Dede sen tavla bilir misin?

HİLMİ:- Bilmez miyim? Şu koltuğun arkasında tavla olacak.Al da gel bakalım…

(Tolga tavlayı alır..Sehpaya koyar..Oynamaya başlarlar..)

GÜLİZAR:- (İçeri girer)Ah..yorulmuşum..Hah, gazeteyi bulabildin mi evladım

POLİS2:- Buldum buldum…Eski püskü gazete ama olsun bakalım. Adı de tercümanı ahval, o ne be

(Kapı çalınır…)

GÜLİZAR:- Aa kapı..duydunuz değil mi?Kapımız çalınıyor…Kızlar geldi.…(Gülizar kapıyı açar…Elinde ekmek torbasıyla Sibel ve yanında Nezahat içeri girer…Tolga Sibel’e sevgiyle bakar…Tolga ayağa kalkar)

TOLGA:- Durun bakın ben şimdi size bir şarkı söyleyeceğim çok eğleneceksiniz. (Şarkı güncel bir rep parçadır.Gülizar, Hilmi ve Nezahat, şarkıdan hiçbir şey anlamamış, deliye bakar gibi gençlere bakıyorlar.Bir tek Sibel şarkıya hareketlerle eşlik ediyor.Şarkı biter..Gençler bir tepki beklerler..)

HİLMİ:- Eee hani? Şarkı nerde?

TOLGA:- Söyledik ya Hilmi dede..

GÜLİZAR:- Bu şarkı mıydı oğlum?Şarkı mı söyledin, beddua mı okudun anlamadım ki ben.

SİBEL:- Aşkolsun beğenmediniz mi?

GÜLİZAR-HİLMİ-NEZAHAT bir ağızdan

-Yooo…

HAMZA:- Şöyle doğru dürüst bir şey çalıp söyleyin de biz de anlayalım yahu.

POLİS1:- senin için güzel bir parça var aslında,

HAMZA: neymiş amirim, müdürm?

POLİS 1: mapusaneeeee etrafındaaaaa dikenli telleeerrrrr (ferdi tayfurdan çalmaya başlar) nakarat kısmında hep beraber eşlik ederler

Tez gel anaaam tez gell görüş günündeeee, dayanmaya hal kalmadııı garip gönlümde

HİLMİ:- Tamam anlaşıldı en iyisi getirin udumu..Ben çalayım siz söyleyip oynayın

(Hilmi dede ud çalmaya başlar,dede efendi ud taksimi .Çok eski bir şarkıdır.Hamza hariç herkes oturduğu yerde uyumaya başlar.Şarkı biter)

GÜLİZAR:- Nasıldı gençler? Beğendiniz mi?

SİBEL:- (Uykudan sıçrayarak) Ne oldu? Geldik mi?

TOLGA: (Esneyerek) şey.Çok güzeldi ya.Hele hele sözleri çok anlamlıydı.

GÜZLİZAR: Sözleri mi?Sen nerenle dinledin evladım?

HİLMİ:Dede efendi evladım, yok beğenmediyseniz birde tamburi calaleddin çalayım. (çok kısa tambur sesi duyulur)

TOLGA:- Yok dede yok.Kurban olayım yeter bu kadar.

HAMZA:- Of be, çal dedem çal.Hatta bir de rakı olacaktı şimdi..

POLİS2:- şştt..Saçmalama .

SİBEL:- Peki bir de şunu dinleyin.Elbet ortak bir zevkte buluşacağız.(Sibel müzik dinlediği ufak bir aletin düğmesine basar.Apaçi dansı müziği başlar.Sibel ve Tolga kalkar, dans etmeye başlarlar.Tolga, Gülizar’ın elinden tutar, öne getirir.Gülizar önce garip garip bakar, sonra aynısını yapmaya çalışır.Ve toplu halde kısa bir kareografik dans gösterisi yapılır)

GÜLİZAR:- Ay yeter, kalbim duracak.(Gülizar oturur.Alkışlarlar)

SİBEL :Yaşa be teyze, valla hepimize taş çıkardın

TOLGA: teyzeme bak bee

GÜLİZAR:-Siz bizi ne sandınız? Dede efendiyi de biliriz evelallah apaçiyi de …. Ebu arada sizin de elinize yüreğinize sağlık Hilmi bey..Sizler de sağolun çocuklar.. Bize hayatımızın en güzel günlerinden birini yaşattınız… Öyle mutlu ettiniz ki..İnanın ne diyeceğimi bilemiyorum… (Hilmi bey’e bakar) Bu kadarı bana yetti bile Hilmi bey…(Nezahat’a bakar)

NEZAHAT:- Evet..Ben de büyükannem gibi düşünüyorum dede..

HİLMİ:- Şu an itibarıyla serbestsiniz …İstiyorsanız gidebilirsiniz…

(Bir sessizlik olur..Herkes birbirine bakar…)

POLİS2:- Nasıl yani? Bütün istediğiniz bu kadar mıydı?

HİLMİ BEY:- Elbette evladım. Siz ne zannetmiştiniz?

POLİS1:- E şey..Yarın demiştik ya..Yarın sabaha kadar bekleyebiliriz..

HAMZA:- Gerçi aslında iyiydik burada ama…amirim beee, müdürüm bee! Çöz beni be, bak çantadaki ganimete, hadi yarı yarıya güzel ağabcim benim be,

POLİS2:- Yok canım.Sen şimdi doğru cezaevine.Hem bak yalnız değilsin, teyzem sana temiz çamaşır, çep telefonu sigara, açma, börek getirir arada sırada

HAMZA:- Dede şuna bir şey söyle..Beni bırakmıyor..

TOLGA:- Kimsenin acelesi yok..Yarına ne kaldı ki zaten..

HİLMİ:- İsteyen çıkabilir…Kapı orada..

SİBEL:- Ben..Ben şu an gitmek istemiyorum..

TOLGA:- Ben de..

HİLMİ: Gitsenize evladım.

GÜZLİZAR: Yahu sizin eviniz barkınız yok mu?Gidin diyoruz işte.

POLİS2:- Yok..Yarın sabah hep birlikte çıkar gideriz..Şu an kimse bir yere gitmiyor…

HİLMİ: Eyvaaah,evde tutmak için o kadar uğraştık, şimdi de kurtulamıyoruz Gülizar hanım.

(Gülzar oturduğu koltukta sessizce kendinden geçer. Herkes telaşla çığlık atar…kadının başına toplanırlar…)

SİBEL-:- Gülizar anne!!!!

TOLGA:-İlacı filan var mı acaba?Hilmi dede..Ne yapmalıyız?

POLİS1:-Açılın rahat nefes alsın..

SİBEL:- Siz içerilere bakın, cep telefonlarımızı bulun. Ambulans çağırın..

HAMZA:-Ana sakın ölme..Kurban olayım ölme…Beni bu aynasızların eline bırakma..

HİLMİ:- Durun çocuklar..Açılın şöyle….

NEZAHAT:- Büyükanne …Bitti mi? Bu kadar mıydı?

(Hilmi bey Gülizarın baş ucuna gelir…Kendini kaybetmiş olan kadının elini tutar..)

NEZAHAT:- Bitti mi dede? Gidiyor muyuz?

POLİS2:- N oluyor ya? Alooo,

HAMZA:- Nereye gidiyorsanız beni de götürün..Bu aynasızlarla bırakmayın beni…

HİLMİ:- Teşekkürler çocuklar…(Diğer eliyle, Nezahat’in elini tutar..) Haydi kızım…

(Işıklar yanıp sönmeye başlar.Diğerleri Hep birlikte çığlık atarlar..Evdekiler bunların etrafına toplanmış, onları kapatırlarken Hilmi-Gülizar ve Nezahat sahne perdesinin altından geçip sahneden kaybolurlar.)

(Işıklar bir anda düzelir.Sahne aydınlandığında,resim çerçevesi boştur…)

SİBEL:- Nasıl yani.? Üçü bir anda nereye gitti?

HAMZA:- (Havaya bakarak) Hey beni unuttunuz?Geri gelin..Beni bunlarla bırakmayın tüh gitti benim temiz çamaşırlar, sigaralar, açma börek, poğaçalar

POLİS1:- Amirim bütün bunlar neydi böyle?

POLİS2:- Anlaşıldı..Hep birlikte hayal gördük.Ben bile gördüm.Bu Hamza var ya? Hepimizi bu evde rehin almıştı..Sonra ilaç mı verdi ne bizlere..Hep birlikte aptal aptal hayaller gördük.. İşte böyle bir şeyler diyeceğiz ifadelerimizde..Anlaşıldı mı?

HAMZA:- Haydaaa ihale yine bana kaldı..Yahu ben de burada rehindim..Niye benim üstüme atıyorsunuz?

POLİS1:- Sanki çok temiz, çok örnek bir insansın da bir de itiraz mı ediyorsun?

(Bir anda kapı bir omuz darbesiyle açılır…İçeri polisler girer…..)

POLİS3:- (Elinde silahla) Kıpırdamayın…..

(Herkes ellerini kaldırır…)

POLİS3:- Vay vay vay…Aranan şahıs da buradaymış…

POLİS2:- Aranan soyguncu Hamza Yalçın.Biz yakaladık…Tutuklayın….(Hamzayla kendini bağlayan kelepçeyi açar..Hamzayı diğer polislere doğru iter)…

HAMZA:- (Bağırarak) Hayır..Bırakın beni..Hilmi dede imdaaattt!!!

(Polis4 evi dolaşıp sağa sola bakar,mutfağa geçer)

SİBEL:- Kurtulduk..Bitti sonunda..Nihayet…. (Tolga’ya sarılır)

POLİS4:- Mutfaktaki çöp kovasında polis arkadaşların silah ve telsizlerini buldum komiserim..buyrun…

POLİS3:-Amirim….Neler oldu burada ?…

POLİS1:-Komiserim üç tane hortlak..Yok yani bu Hamza hepimizi rehin aldı

HAMZA:- Yuuhh! Yalana bak.

POLİS3:- E buraya nasıl girdiniz?Kapıda zorlama yok.. Bu evde kimse yaşamıyormuş Yıllardır boşmuş..

Hamza:- Komserim valla üç taneydiler..Hortlamışlar..Sonra geri gittiler..Bak bu dede var ya? çerçeveyi gösterir..ama çerçeve bomboştur)

POLİS3:-Hangi dede?

HAMZA:-Anaaa! Çerçevedeki resim bile kaçmış?

POLİS3:- Kim kaçmış kim kaçmış????

POLİS4:- Neler oluyor burada?

POLİS2:- Durun biraz.. Sizler bize nasıl ulaştınız arkadaşlar?

POLİS3:-Mahallenin postacısı ihbar etmiş…Uzun zamandır kimsenin yaşamadığı bu evde ışıkların yandığını görünce huylanmış..Bize haber verdi..

(Tolga koltuğun arkasından sibelin çantasını, kendi sırt çantasını,montlarını,gitarını alır getirir.)

POLİS2:- Hıı..Şey..Evet..Aranan şahsı takip ediyorduk..bu evde saklandığını tespit edince baskın yaptık..O sırada da sizler geldiniz..

TOLGA:- Gülizar Kocatürk..Bizleri rehin alan yaşlı kadının adı buydu..Kocası da Hilmi Kocatürk

POLİS3:- Gülizar Kocatürk ..Evet bu ev onun ama artık öyle biri yok ki..Ölen kocasından kalma eski bir tüfekle kendini vurmuş yıllar önce..

HAMZA:- Adam hortlak kadın hortlak..Aman Allahım ben kimlerle beraberdim..Alın beni alın..Çabuk götürün..Hapse tıkın..İmdaaatt…(Hamza, iki koluna girmiş iki polisi de sürükleye sürükleye koşar sahneden çıkarlar)

POLİS4:- (Polis2’ye bakarak) Amirim siz de bu arada tutanakta ne diyeceğinizi düşünün..Hayalet,hortlak filan demeyeceksiniz herhalde..

POLİS2: Yok be, denir mi öyle şey.Bulacağız bir şeyler işte.Haydi çıkalım arkadaşlar.

(Hepsi çıkarlar..)

Sahne kararır…

-XI-

Sahne aydınlanır…

(Hilmi bey yine çerçevededir…Çocuk kitap okumaktadır.Gülizar örgü örmektedir…Hilmi bey ve Gülizar de artık ezberledikleri kitabı Nezahat’le bir ağızdan mırıldanmaktadır)

HİLMİ:- (Seyircilere bakarak) Aa Gülizar hanım, benim gördüğümü siz de görüyor musunuz?

(Gülizar seyicilere bakar, onları fark eder..Sevinir..)

GÜLİZAR:- Aaa…

NEZAHAT:- (O da seyircileri fark eder) Büyükanne..Dede…Bir sürü insan var burada..

(Gülizar Seyircilere doğru yürür..Ve seyircilere hitap ederek konuşur…)

GÜLİZAR:- Aaaaa…Merhaba…Hepiniz hoş geldiniz…Çok sevindik sizleri gördüğümüze…Nezahat, şeyi getir kızım.(Nezahat eski tüfeği getirir,kadına uzatır.Kadın tüfeği seyircilere doğrultur)Kıpırdamayın sakın…Bundan sonra misafirimizsiniz….Haydi şimdi herkes ceplerinde,çantasında ne varsa boşaltsın, Nezahat’e emanet etsin.…(Eliyle sahneyi gösterir) Bundan sonra hep birlikte burada, bu evde, bizimle birlikte yaşayacaksınız…Çünkü bizim tek başımıza çok canımız sıkılıyor…..

Sahne kararır….

SON

Yazan: FİGEN METE

(Oyunu oynamak isterseniz izin alınız.izin almadan oynanması halinde yasal işlem yapılacaktır.)

illedetiyatro@gmail.com





tiyatro provası

12 Jul
Bu oyunumuzun ismi
PERİLİ EV
Oyunu ben yazdım.Çok değişik bir komedi..Şu an prova aşamalarındayız.Yakında oyunumuzu sahneye koyacağız.Bir görseniz, o kadar değişik ve eğlenceli bir konu ki.
Sahnelendiğinde tüm oyunu buraya ekleyeceğim..
Şimdilik provalarımıza bir göz atın.Bakalım bir ön fikir sahibi olabilecek misiniz?
Oyunda ben hayalet yaşlı  bir kadınım….Öyle yalnızım ki oyunda, yalnızlıktan artık gözüm dönmüş, kimi bulsam rehin alıp eve hapsediyorum..Hatta gerçek kızım da bu evde rehin olacak :))
Tiyatromuz oyuncu kadrosunun bir kısmı..Hepsi de harika oyuncudur..
Ön sırada, ortada oturan Hacer abla’yı ayrı severim..O mis gibi anne kokar…Öyle tuhaf bir sıcaklığı var ki, onu her gördüğümde koşup dizlerine başımı koyasım geliyor..Sakın o benim gerçek annem olmasın 🙂