Archive | tiyatro dekor ve aksesuarı RSS feed for this section

Oyunun dekor ve aksesuarlarını yine biz yaptık tabi..

31 Mar
Biz iki kardeş, bir çay bahçesinde oturmuş, provaya gitmeden önce, tiyatro oyunumuzda kullanılacak polis telsizlerini yapıyorduk…
Tabi biz strafor (köpük) parçaları, yanan mum, ve mum alevinde ısıtılıp straforları kesmekte kullandığımız bıçakla ve boyamada kullandığımız siyah ayakkabı boyasıyla harıl harıl çalışırken, 

etrafımızda da meraklı gözler vardı…
Bir çoğu önce baktı baktı, sonra dayanamadı gelip ne yaptığımızı sordu 🙂
Hatta bazıları bizi deli zannedip, hatıra resmi bile çekildiler:))

1960 model polis telsizi yapıyoruz yahu :)))

Bizim tiyatro oyunu 1960 yılında geçiyor ya, aksesuarlarda biraz zorlanıyoruz tabii…
ama böyleymiş o zaman kullanılan telsizler…
Böyle masa üstü zımbırtının üzerine konulup şarj mı ediliyormuş ne..

Bütün bu dekor ve kostümleri tek başıma yaptım ya, bravo bana valla…
Oy oy oyyy herkes de ne kadar şık ve sevimli oldu 🙂

Kostümün ciddiyetine bakar mısınız?Ne kadar gerçekçi di mi?

Bu jopun, silahın filan geçirildiği kılıfları kartondan yaptık…birleştirme yerlerini tel zımba ile sabitledik…
bel kemerine geçsin diye de, arkalarına maket bıçağı ile iki tane kesik yeri açtık..

Kahverengi ayakkabı boyasıyla da boyadık…
Deri gibi görünüyor uzaktan…

Bu polis şapkalarını da biliyorsunuz geçenlerde yapmıştım..
Aman Allahım ne kadar zordu bunları yapmak…
Ayıptır söylemesi şapkalar biraz kocaman olmuş, oyuncu arkadaşlar kafalarından düşmesin diye, kenarlarına biraz gazete kağıdı tıkıştırdılar:)

Nezrethaneyi de hatırlarsınız, benim evdeki fermuarlı gardrobun demir iskeletini kullanarak yapmıştım….

Hep sanatla kalın güzel insanlar 🙂

Advertisements

Çok güvenli para kasası…

24 Mar
Tiyatro oyunumuzda, sahnede bir para kasası olacak..
Köşkün salonunda, çocuklar oynarken biri kasaya girecek, diğeri yanlışıkla kapıyı kapatacak, ve küçük çocuk kasanın içinde kilitli kalacak..
Kasayı kimse açamayacak..Çünkü sene 1960..Kasa yurt dışından yeni gelmiş, ve üretici firma kasanın şifresini daha sonra mektupla bildirecek..
Küçük çocuk kasanın içinde havasız kalmış..Herkes çırpınıyor kasayı açıp çocuğu çıkartmak için.Zaman daralıyor, ama kasayı açamıyorlar..
Bir hırsız var..Azılı bir kasa hırsızı..Bütün polis teşkilatı bu azılı kasa hırsızının peşinde..Fakat yakalayamıyorlar…Kasa hırsızı ise, artık tövbe etmiş hırsızlık yapmaya..dürüst bir insan olmaya karar vermiş..Ve hatta o köşkün kızına aşık olmuş..Evlenmeye karar vermişler..
O gece, çocuk o köşkte, o para kasasında kilitli kalmış..Havasızlıktan ölecek..
Kasa hırsızı da misafirlerin arasında..
O kasayı açabilir..Ama eğer açabilirse, kimliği ortaya çıkacak, onun o azılı kasa hırsızı olduğunu herkes anlayacak…
Ne yapmalı?
Çocuğun kasanın içinde havasızlıktan boğulmasına seyirci mi kalmalı? Yoksa çocuğu kurtarmalı mı????
Bu kasayı, ayıptır söylemesi çöpe atmışlardı, sokakta buldum..
Pas içindeydi..Çok ümitsiz bir görünümü vardı
Aldım paslarını zımparaladım…

İki kat yaldızla boyadım..

Ne bileyim 1960 model para kasası nasıl oluyor.?
Sanki ben para kasası mı gördüm? :)))
Böyle çevirmeli bir tutma yeri illa ki vardır..Bir de herhalde, şifre girmek için  tuşlar vardır di mi?
İşte bu zamazingoları, sert köpükten keserek yaptım..Yapıştırdım ve yaldızladım..

Haa bu arada erkek kardeşim yanıma gelip
-Sen niye hiç benim resmimi koymuyon bloğuna nan?
diye sordu..Hatta sormak ne kelime, adeta çemkirdi bana :))
Ahan da bu da benim erkek kardeşim..
Daha doğrusu erkek kardeşimin kulağı ve gözü…
Artık kardeşeçeğizimi yolda görseniz hemen tanırsınız di mi? :))))

Çook sevgiler bizlerden sizlere 🙂






Tiyatro dekoru yapayım

30 May
Son tiyatro oyunumuzda, duvarda bir resim asılı.
Konağın, ölen hanımefendisinin resmi….Ara sıra bu resmin içindeki kadın canlanıyor ve konuşuyor..
Şimdiii bana ne lazım, anladınız siz onuuu 🙂
Duvar görünümünde bir pano, ve arkasında oyuncumuzun duracağı kadar büyüklükte boş bir çerçeve :))))

Bir sürü strafor parçayı birbirine beyaz tutkalla yapıştıra yapıştıra, böyle kocamaaan bir pano oluşturdum..
Ama strafor cansızdır..Bunu güçlendirmem lazım..
Eski bir çarşafı alıp, bu panonun arkasına, önüne, her tarafına yapıştırdım.. (un ve su karışımı hazırlayıp bunu tutkal olarak kullandım. Aklınızda olsun, un-su karışımının çok güçlü bir bez yapıştırma özelliği vardır..)

Kuruduktan sonra, panonun her tarafını yağlı boya ile simsiyah boyadım…
Bir başka strafordan da bu çerçeveyi kestim ve panoya yapıştırdım…
Yapıştırma işlemini beyaz tutkalla, düzgün kesme işlemini de ocakta kızdırılmış bıçakla yaptım..

Çerçeveyi de kahverengi tonlarında boyadım..Kafama göre kabarık yerlerine yaldız filan sürdüm..

Bir de arkasına geçip durayım 🙂
Tamam işte, 1.65 boyunda bir bayan bunun arkasında oyun boyunca ayakta durabilir.Hiç de fena görünmez.

Balkon dar olduğu için gönlümce tam boy resmini çekemiyorum.

Ama sahneye götürüp yerleştirdiğimde, sizler için tekrar resmini çekeceğim..

Bu şimdi, simsiyah perdenin önünde çok hoş durur…

Sevgiyle kalın canlar 🙂

Bana bir akrep lazım….

11 Mar
Bana bir akrep lazım….Şimdi diyeceksiniz ki

-Figen yavrucum sen çıldırdın mı?Akrebi ne yapacaksın saçmalama!!!!
Durun anlatayım 🙂
Biliyorsunuz 20 mart Pazar günü tiyatro oyunlarımızdan biri sahneleniyor…
Oyunun adı: DOKUZ CANLI
Yazan:TAYFUN TÜRKİLİ
Yöneten:Ben 🙂
Üşenmeyin, oyunun metnini internetten bulup okuyun..Bayılacaksınız..Müthiş bir komedi…
Neyse, oyunumuzun bir sahnesinde adam, karısını öldürmek amacıyla, yatağına bir akrep bırakıyor..
İşte bu sahne için bir akrep lazım..Ama burası dağ başı..Oyuncakçılarda akrep bulamadım…Yine iş başa düştü…Şimdi işin yoksa akrep yap :))))
Bilirsiniz malzeme konusunda çok yaratıcıyımdır…
İşte ispatı :))))

Pamuk ve beyaz tutkalı birlikte mıncıklayarak şekillendirip, kurumaya bıraktım…

Bunlar kuruyunca sertleşecek, plastik gibi olacak…
Sonra internetten akrep resimlerine baka baka, bu sertleşmiş tutkallı pamuk parçalarından, bacak-gövde-kıskaçlar yaptım…

Ne tuhaf hayvan bu…Neresi başı, neresi poposu bilemedim..Ama ne görüyorsam onu yapmaya çalıştım…

Parçaları birbirine yapıştırdım..Bütün akrebin üzerinden yine beyaz tutkalla geçtim ve tekrar kurumaya bıraktım…

Tamamen kurduğunda önce siyah ayakkabı boyasıyla komple boyadım…
Sonra ahşap boyası-oje-keçeli kalem, Allah ne verdiyse hepsiyle detayları boyamaya geçtim…

Hala anlayabilmiş değilim ağzı-burnu neresi, başı-kıçı neresi?
Allahın gücüne gitmesin ama ne çirkin hayvan bu..Genelde kendi elimden çıkan her şeyi severim ama bunu hiç de sevgiyle yapmadım…

Bütün boyama işi bittikten sonra bolca vernikledim…

Buna bir de isim koyayım bari…
Adını da Feraye koydum :))))

13 Mart ve 20 mart tarihlerinde iki ayrı oyunumuzu sahneye koyuyoruz..
Allah mahçup etmesin inşallah…

Hepinize sevgiler..